bilmece


Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, küçücük bir köyün kıyısında minik bir tavşan yaşarmış. Bu tavşanın adı Pamukmuş. Pamuk, her sabah güneşin ilk ışıklarıyla uyanır, pembe burnunu şöyle bir silker ve en sevdiği şeyi yapmaya başlarmış: bilmeceler çözmek. Annesi ona her akşam yatmadan önce bir bilmece sorar, Pamuk da gözlerini kocaman açarak cevabı bulmaya çalışırmış. Bir akşam annesi, “Pamuk, sana çok güzel bir bilmecem var,” demiş. “Ne kadar uzun olsa da, ne kadar kısa olsa da, içinde binlerce renk barındırır. Ne olduğunu bul bakalım.” Pamuk, minik patisiyle çenesini tutup düşünmeye başlamış. “Uzun mu, kısa mı?” diye mırıldanmış. “Acaba bir ip mi? Yoksa bir yol mu?” Ama içinde binlerce renk olması onu iyice meraklandırmış.
Pamuk, bu bilmeceyi çözmek için hemen bahçeye fırlamış. Orada yaşlı bir kaplumbağa olan Dede Kiki varmış. Dede Kiki, ağır ağır yürürken Pamuk yanına koşmuş. “Dede Kiki, dede Kiki,” demiş nefes nefese. “Sana bir bilmecem var. Uzun da olabilir, kısa da olabilir ama içinde binlerce renk varmış. Bu nedir?” Dede Kiki, gözlüklerini düzeltip düşünmüş. “Hımm,” demiş. “Ben yıllardır bu bahçede yaşarım. Renklerin en güzeli çiçeklerdedir. Ama bir çiçek ne çok uzun ne de çok kısa olur. Sanırım bu bir gökkuşağı olabilir.” Pamuk’un gözleri parlamış. “Gökkuşağı mı? Ama onu hiç tutamadım ki! Nasıl içinde binlerce renk olur?” Dede Kiki gülümsemiş. “Onu tutmak gerekmez evlat, onu izlemek gerekir. Yağmurdan sonra gökyüzüne bak, göreceksin.”
Pamuk tam annesine koşup cevabı söyleyecekmiş ki, birden aklına başka bir şey takılmış. “Peki ya bilmece kısa bir şeyse?” diye düşünmüş. “Mesela bir kalem? Kalem de uzun olur, kısa olur ve içinde bir sürü renk barındırır.” Bu fikir onu çok heyecanlandırmış. Hemen en yakın arkadaşı minik kuş Civciv’in yanına uçmuş. Civciv, bir dala konmuş şarkı söylüyormuş. Pamuk, “Civciv, Civciv,” diye seslenmiş. “Sence bir bilmecenin cevabı gökkuşağı mı, yoksa bir kalem mi?” Civciv, kanadını sallayarak, “Bence ikisi de olabilir,” demiş. “Ama senin annen en çok neyi sever? Onu düşün.” Pamuk bir an durmuş. Annesi en çok onunla resim yapmayı severmiş. “Tabii ya!” diye bağırmış Pamuk. “Annem benimle birlikte resim çizerken hep renkli kalemler kullanır. Demek ki cevap bir kalem!”
Pamuk, sevinçle evine koşmuş. İçeri girerken annesine, “Anne, anne! Bildim bildim!” diye bağırmış. “Cevap kalem! Ama aynı zamanda gökkuşağı da olabilir, değil mi?” Annesi, Pamuk’un minik patilerini tutup gülümsemiş. “Aferin sana Pamuk,” demiş. “Bazı bilmecelerin birden fazla cevabı olabilir. Önemli olan, doğruyu bulmak için düşünmek ve araştırmaktır. Sen de tam olarak bunu yaptın.” Pamuk, annesine sarılmış. O günden sonra her bilmece duyduğunda, önce bir arkadaşına danışır, sonra kendi aklını kullanırmış. Bazen cevabı hemen bulur, bazen de biraz daha beklermiş. Ama her zaman öğrenmenin ne kadar eğlenceli olduğunu hatırlarmış. İşte o minik tavşan, böylece bilmecelerin büyülü dünyasında keyifli bir yolculuğa çıkmış.

