Kardan Adamın Sıcacık Dostluğu


Bir varmış, bir yokmuş. Karlarla kaplı küçük bir köyde, minik bir kız çocuğu yaşarmış. Adı Ela’ymış. Ela, her kış olduğu gibi yine bahçesine koskocaman bir kardan adam yapmış. Kardan adamın burnuna bir havuç, gözlerine iki kömür takmış. Boynuna da rengarenk bir atkı sarmış. Ama bu seferki kardan adam diğerlerine benzemiyormuş. Gözlerindeki kömürler öyle parlak, öyle canlıymış ki sanki içinde bir sıcaklık saklıymış.
Ela, her akşam kardan adamın yanına gidip onunla konuşurmuş. Ona gününün nasıl geçtiğini anlatır, yıldızları gösterirmiş. Bir gece, ay ışığı tüm bahçeyi gümüş rengine boyarken, Ela üşüyen elleriyle kardan adamın minik bir parmağını tutmuş. İşte o an, kardan adamın soğuk bedeninin içinde bir sıcaklık hissetmiş. Kardan adam, hafifçe gülümsemiş. “Merak etme,” demiş içten bir sesle, “ben senin yanındayım.” O günden sonra Ela, kardan adamın sadece kardan ibaret olmadığını anlamış. Onun içinde pırıl pırıl bir dostluk varmış.
Günler geçmiş, kar yağmaya devam etmiş. Ela, her sabah uyandığında ilk iş kardan adamına koşarmış. Bir sabah, kardan adamın atkısının rüzgarda uçuştuğunu görmüş. Hemen koşup atkıyı düzeltmiş. “Teşekkür ederim,” demiş kardan adam. Ela, bu dostluğun sihirli bir yanı olduğunu biliyormuş. Çünkü kardan adam, kar tanelerinin dansını, soğuk gecelerin sessizliğini ve ay ışığının şarkısını ona fısıldarmış. Bu sıcacık dostluk, ikisini de hiç yalnız bırakmamış.



