Bir Çiçeğin Dostluğuyla Renklenen Küçük Bahçe


Küçük bir bahçede yaşayan minik bir kız vardı. Adı Ela’ydı. Ela’nın bahçesi çok sessizdi. Toprakta hiç çiçek açmıyordu. Bir gün Ela, bahçenin en arka köşesinde küçük bir filiz gördü. Yeşil ve minnacıktı. Ela çok sevindi. Her gün filizin yanına gidiyor ve ona su veriyordu. “Büyü lütfen,” diye fısıldıyordu. Filiz her gün biraz daha büyüyordu. Ta ki bir sabah, üzerinde rengârenk bir çiçek açana kadar. Çiçek o kadar güzeldi ki Ela gözlerini alamıyordu. Taç yaprakları pembe ve mor renklerde parlıyordu. Çiçek, sanki Ela’ya bakıp gülümsüyordu. O günden sonra Ela hiç yalnız hissetmedi. Çiçeğiyle konuşuyor, ona şarkılar söylüyordu. Çiçek de rüzgârda hafifçe sallanarak ona cevap veriyordu. Birbirlerine çok iyi dost olmuşlardı.
Bir akşamüstü, Ela çiçeğinin solmaya başladığını fark etti. Yaprakları hafifçe kıvrılmış ve rengi soluklaşmıştı. Ela çok üzüldü. “Ne oldu sana?” diye sordu. Çiçek sessizce duruyordu. Ela koşup annesine anlattı. Annesi gülümsedi ve şöyle dedi: “Sevgili kızım, bazı çiçekler dostluğu başka çiçeklerle paylaşmayı sever. Belki de arkadaşın, yanına yeni arkadaşlar istiyordur.” Ela bu sözü düşündü. Ertesi gün bahçeye birkaç tohum daha ekti. Onlara da aynı sevgiyle su verdi. Günler geçtikçe yeni filizler çıktı. Ve bir sabah, bütün bahçe rengârenk çiçeklerle doldu. Ela’nın ilk çiçeği artık yalnız değildi. Etrafta dans eden kelebekler ve vızıldayan arılar vardı. Bahçe artık ne sessizdi ne de solgun. Ela, dostluğun bir çiçeği bile mutlu etmeye yetmediğini, onu paylaşmanın daha güzel olduğunu anlamıştı. O küçük bahçe, bir çiçeğin dostluğuyla herkese neşe saçan bir yere dönüşmüştü.



