Fırtınalı Günde Gülen Kaplumbağa


Bir varmış, bir yokmuş. Uzak bir ormanın kıyısında, yemyeşil yosunların üzerinde minik bir kaplumbağa yaşarmış. Adı Pıtır’mış. Pıtır’ın kabuğu, üzerine düşen güneş ışıklarıyla pırıl pırıl parlar, her adımında minik ayak izleri bırakırmış. O sabah her zamankinden farklı bir sessizlik varmış ormanda. Kuşlar susmuş, ağaçların yaprakları bile kıpırdamıyormuş. Pıtır, başını kabuğundan çıkarıp gökyüzüne bakmış. Bulutlar, koyu gri bir battaniye gibi gökyüzünü kaplamış. Hava iyice kararmış ve hafif bir rüzgar esmeye başlamış.
Derken, uzaktan bir gümbürtü gelmiş. Önce hafifçe, sonra daha yakından. Güm güm güm… Pıtır’ın kalbi hızlı hızlı atmaya başlamış. Bu, fırtınanın habercisiymiş. Annesi ona hep der miş: “Fırtına gelirken sakin ol, korkma. Her şey geçer.” Ama Pıtır ilk kez böyle bir gürültü duyuyormuş. Yağmur damlaları, iri iri taneler halinde düşmeye başlamış. Pıtır hemen başını kabuğunun içine çekmiş. Bir süre öylece kalakalmış. Her damla kabuğuna düştükçe tık tık sesleri çıkarıyormuş. Bu sesler, bir davul gibi geliyormuş kulağına. Pıtır, yavaşça başını tekrar dışarı çıkarmış. Yağmur, toprağı ıslatmış ve etraf mis gibi kokmaya başlamış.
O sırada, yanı başında bir çiçek görmüş. Minik, mor bir çiçek. Yağmurun altında sallanıp duruyormuş. Pıtır, çiçeğe yaklaşmış. “Korkma,” demiş usulca. “Ben de korkuyordum ama artık korkmuyorum.” Çiçek, sanki ona gülümser gibi sallanmış. Pıtır, fırtınanın aslında ne kadar güzel olduğunu fark etmiş. Rüzgar, ağaçların dallarını bir orkestra şefi gibi yönetiyormuş. Yağmur damlalarıysa yaprakların üzerinde dans ediyormuş. Pıtır, tüm korkusunu bir kenara bırakıp gülümsemiş. Gökyüzünde bir şimşek çakmış, ardından gök gürlemiş. Ama bu kez Pıtır hiç korkmamış. Tam tersine, bu seslere kahkaha atarak karşılık vermiş.
Fırtına yavaş yavaş dinmeye başlamış. Bulutların arasından güneş, altın sarısı ışıklarıyla süzülmüş. Pıtır’ın kabuğundaki su damlaları, küçük elmaslar gibi parlıyormuş. O sırada yaşlı bir bilge kaplumbağa, yavaş adımlarla yanına gelmiş. Pıtır’ın yüzündeki gülümsemeyi görünce sormuş: “Neden bu kadar mutlusun, küçük dostum?” Pıtır, gözleri parlayarak cevap vermiş: “Fırtına bana bir şey öğretti. Korktuğumuz şeyler, aslında bize gülmeyi öğretebilirmiş.” Bilge kaplumbağa, hafifçe sallamış başını. “Doğru söylüyorsun,” demiş. “Her fırtınanın ardından bir gökkuşağı doğar. Ama en güzel gökkuşağı, içimizde büyüttüğümüz cesarettir.” Pıtır, bu sözleri duyunca daha da mutlu olmuş. Artık fırtınalardan korkmuyor, onları bir macera olarak görüyormuş.
Akşam olurken, Pıtır evine dönmüş. Annesi ona sıcacık bir çorba yapmış. Pıtır, başından geçenleri anlatırken sık sık gülüyormuş. O gece yatağına yatarken, pencereden yıldızları seyretmiş. Fırtına çoktan gitmiş, yerini sessiz ve huzurlu bir geceye bırakmış. Pıtır, gözlerini kapatırken kendi kendine fısıldamış: “Yarın yine bir macera olacak. Ama ben hazırım.” Ve minik kaplumbağa, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle uykuya dalmış.



