Küçük Prensesin Saklı Bahçesi Nerede?


Küçük bir prenses varmış. Adı Leyla’ymış. Leyla, kocaman bir sarayın içinde yaşarmış. Ama sarayın bahçesi ona yetmezmiş. Daha büyük, daha gizli bir yer ararmış. Bir gün, sabah güneşi uyanırken, Leyla sarayın en arka duvarına gitmiş. Duvarda, sarmaşıkların arasında gizli bir kapı bulmuş. Kapı tahtadanmış ve üzerinde minik bir yıldız oyması varmış. Leyla kapıyı itmiş. Kapı gıcırdayarak açılmış.
Karşısında rengarenk bir dünya varmış. Burası, hiç görmediği kadar büyük bir bahçeymiş. Ağaçların dalları gökyüzüne uzanıyormuş. Çiçekler öyle güzel kokuyormuş ki, Leyla’nın başı dönmüş. Bir de küçük bir dere varmış. Suyu şırıl şırıl akıyormuş. Leyla, “Burası benim saklı bahçem olacak” diye fısıldamış. Hemen keşfetmeye başlamış.
Bahçenin tam ortasında, yemyeşil bir çimenlik varmış. Çimenlerin üzerinde minik tavşanlar zıplıyormuş. Leyla onlara gülümsemiş. Tavşanlar da ona yaklaşmış. Bir tanesi çok cesurmuş, Leyla’nın elini koklamış. Prenses çok mutlu olmuş. Ama sonra aklına bir soru gelmiş. “Bu bahçe nerede?” diye düşünmüş. Sarayın duvarının dibinde, ama kimsenin bilmediği bir yerdeymiş. Sanki bir peri masalından fırlamış gibi duruyormuş.
Leyla, her gün aynı saatte buraya gelmeye karar vermiş. Bahçenin bir köşesinde, eski bir taş masa varmış. Masanın üzerine çay fincanları koymuş. Tavşanlarla çay partisi yapmış. Bazen de bir kuş gelip onun omzuna konarmış. Leyla, bu bahçenin sırrını hiç kimseye söylememiş. Çünkü biliyormuş ki, gizli bir yer bulmak en büyük mutlulukmuş. Ve her akşam, gün batarken, bahçesine veda edip sarayına dönermiş.



