Küçük Bal Arısının Cesaret Günü


Bir sabah, güneş kovanın üzerine yeni doğmuş gibi yumuşak ışıklarını dökerken, Minik Bal Arısı uyandı. Gözlerini ovuşturup dışarı baktı. Çiçeklerin üzerindeki çiy taneleri minik elmaslar gibi parlıyordu. Ama Minik Bal Arısı’nın içinde bir ağırlık vardı. Bugün ilk kez kovandan çıkıp uzaktaki kırlara uçması gerekiyordu. Bu, onun için hem heyecan verici hem de korkutucu bir gündü. Arkadaşları çoktan kanatlarını sıvamış, neşeyle vızıldayarak hazırlık yapıyorlardı. O ise kovanın girişinde tereddütle duruyordu.
Yaşlı bir arı olan Teyze Arı, onun bu halini fark etti. Kanatlarını hafifçe sallayarak yanına yaklaştı. “Neden burada bekliyorsun?” diye sordu, sesi tatlı bir rüzgar gibiydi. Minik Bal Arısı, başını eğip “Kanatlarım çok küçük” dedi. “Ya yorulup düşersem? Ya çiçekleri bulamazsam?” Teyze Arı gülümsedi. “Her arı bir zamanlar acemidir” dedi. “Önemli olan cesur olmak değil, cesur olmayı istemektir.” Bu sözler Minik Bal Arısı’nın yüreğine bir ışık gibi düştü.
Sonunda derin bir nefes aldı. Kanatlarını hızla çırpmaya başladı. Kovandan ayrılıp gökyüzüne süzüldü. Rüzgar ona eşlik ediyor, güneş yolunu aydınlatıyordu. Uçtukça korkusu azaldı. Bir süre sonra rengarenk çiçeklerle dolu bir çayır buldu. Her bir çiçeğin üzerinde biraz durup polen topladı. O gün kovana döndüğünde kanatları hafifçe yorgun ama kalbi gururla doluydu. Artık biliyordu ki her büyük yolculuk, küçük bir cesaret adımıyla başlar.



