Zıpır Kurbağanın Gölet Macerası


Bir varmış bir yokmuş. Küçük bir göletin kenarında, yemyeşil nilüfer yapraklarının arasında Zıpır adında minik bir kurbağa yaşarmış. Zıpır’ın en sevdiği şey, güneşin altında parlayan suya atlamak ve sırtüstü yüzmekmiş. Bir sabah, gökyüzü masmavi ve tertemizken, Zıpır büyük bir nilüfer çiçeğinin üzerine konmuş. Tam o sırada, yanından vızıldayarak geçen bir arı görmüş. Arı, “Vızı vızı, çiçeklerden bal topluyorum” demiş. Zıpır’ın aklına hemen bir fikir gelmiş. “Ben de göletin öteki ucundaki böğürtlenleri toplamalıyım,” diye düşünmüş.
Zıpır, var gücüyle zıplamaya başlamış. Taştan taşa, yapraktan yaprağa atlarken bir anda ayağı kaymış ve çamurlu bir su birikintisine düşüvermiş. Üstü başı çamur olmuş. Gözleri bile çamurla kaplanmış. Çok üzülmüş ve ağlamaya başlamış. Tam o sırada, suyun içinden bir balık yavaşça yanına yaklaşmış. “Merak etme küçük kurbağa” demiş balık. “Bazen en güzel maceralar, en çamurlu başlangıçlarla olur.” Zıpır, balığın söylediklerini duyunca biraz olsun rahatlamış.
Zıpır, kendini temizlemek için gölete dalmış. Suyun serinliği tüm yorgunluğunu almış. Yüzerken suyun altında parlayan rengârenk taşlar görmüş. Bunlar sıradan taşlar değilmiş. Her biri ayrı bir hikâye anlatıyormuş. Bir taş güneşin doğuşunu, diğeri bir yağmur damlasının yolculuğunu fısıldıyormuş. Zıpır, bu taşlardan birini alıp nilüfer yaprağının üzerine koymuş. Artık yeni bir arkadaşı varmış. Gökyüzü yavaşça kararırken, Zıpır yaprağının üzerine uzanmış ve yıldızları seyretmeye başlamış. O gece, uykuya dalarken dudaklarında hafif bir gülümseme varmış.



