Çocuklarda Duygusal Zekayı Destekleyen Masal Hikayeleri

Bir varmış bir yokmuş, küçük bir tavşan ailesi ormanın en güzel köşesinde yaşarmış. Bu tavşanların en küçüğü Pamuk, her gün yeni şeyler öğrenmekten çok mutlu olurmuş. Duygusal zeka masalları işte tam bu noktada devreye girer. Pamuk bir gün arkadaşı Kirpi ile oynarken birden üzülmüş. Neden mi? Çünkü en sevdiği havuç oyuncağını kaybetmiş. Ama annesi ona sakin bir sesle, “Üzülme, duygularını anlamak çok güzel bir şey,” demiş. İşte bu yüzden masallar, çocukların duygularını keşfetmesine yardımcı olur. Pamuk, korktuğunda ya da sevindiğinde ne yapması gerektiğini masallardan öğrenmiş. Duygusal zeka dediğimiz şey, aslında hislerimizi tanımak ve onlarla baş etmektir. 4-8 yaş arası çocuklar için bu masallar, hayal gücünü harekete geçirirken empati ve sabır gibi değerleri de aşılar. Pamuk, ormanda bir gün bir sincap yavrusuna rastlamış. Sincap üzgünmüş çünkü cevizlerini kaybetmiş. Pamuk hemen yardım etmiş ve birlikte cevizleri bulmuşlar. Bu dostluk hikayesi, çocuklara problem çözmeyi ve doğadaki arkadaşlıkları öğretir. Masallar sayesinde küçük kalpler, duygularına yolculuk yapar ve her macerada yeni bir şey keşfeder.
Küçük Kalplerin Duygulara Yolculuğu
Pamuk’un minik kalbi, tıpkı bir bahçe gibiydi. İçinde rengarenk duygular büyüyor, bazen bir çiçek gibi açıyor, bazen de bir bulut gibi kararıyordu. Duygusal zeka masalları işte tam bu noktada devreye girer. Bu masallar, çocuklara hislerinin birer ismi olduğunu öğretir. Örneğin, Pamuk o sabah uyandığında içini bir sıcaklık kaplamıştı. Annesi ona bunun “mutluluk” olduğunu söyledi. Mutluluk, güneşin yüzünü okşaması gibiydi. Peki ya akşam olduğunda, karanlıkta yalnız kaldığında hissettiği o garip duygu? İşte o, “korku”ydu. Korku, tıpkı bir gölge gibi peşini bırakmazdı. Ama Pamuk, masallar sayesinde korkunun da geçici bir misafir olduğunu anladı. Duyguları fark etmek, onları tanımakla başlar. Bunun için en güzel yol, bir duygu günlüğü tutmaktır. Küçük kalpler, her akşam o gün neler hissettiklerini resmedebilirler. Ya da bir oyun oynayarak, “Şimdi hangi duyguyu yaşıyorum?” sorusuna cevap arayabilirler.
Duyguların ne olduğunu anlamak, çocukların kendilerini daha iyi ifade etmelerini sağlar. Duygusal zeka masalları bu konuda harika bir rehberdir. Mesela, Pamuk bir gün arkadaşı tavşanın oyuncağını kırdı. İçinde tarif edemediği bir sıkıntı vardı. Annesi, bu duygunun “pişmanlık” olduğunu fısıldadı. Pişmanlık, tıpkı bir taş gibi kalbinin üstüne oturmuştu. Ama Pamuk, özür dileyince taş hafifledi. İşte bu yüzden duyguları tanımak çok önemlidir. Duyguların önemi ise şu şekilde sıralanabilir:
- Öz farkındalık: Çocuk, “Neden üzgünüm?” sorusuna cevap bulur.
- Empati: Başkalarının hislerini anlamaya başlar.
- İletişim: Duygularını kelimelere dökebilir, böylece çevresiyle daha sağlıklı bağ kurar.
- Problem çözme: Öfke ya da üzüntü gibi zorlu duygularla baş etmenin yollarını keşfeder.
Pamuk, bu duyguları fark etmeyi öğrendikçe daha mutlu bir tavşan oldu. Artık korktuğunda annesine sarılıyor, kızdığında derin bir nefes alıyordu. Duygusal zeka masalları sayesinde küçük kalpler, kendi iç dünyalarında keyifli bir yolculuğa çıkıyor. Bu yolculukta her duygu, onlara yeni bir şey öğretiyor. Tıpkı ormanda keşfedilen her yeni patika gibi, duygular da keşfedilmeyi bekleyen birer hazinedir.
Sevgi ve Neşeyle Başlayan Hikaye
Pamuk, sabah gözlerini açar açmaz odasına vuran güneş ışığını hissetti. Yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi çünkü bugün, en sevdiği oyuncağı olan minik yıldızıyla ormanda yeni bir maceraya atılacaktı. Annesi mutfaktan gelen mis gibi çilek kokusuyla ona seslendi. İşte tam bu an, Pamuk’un kalbini ısıtan sıcacık bir sevgi dalgasıydı. Bu his, tıpkı bir battaniye gibi onu sarıp sarmalıyor, dünyanın güvenli ve güzel bir yer olduğunu fısıldıyordu. Sevgi, çocukların iç dünyasında böyle bir temel oluşturur; tıpkı bir ağacın güçlü kökleri gibi, onların her yeni deneyime güvenle adım atmasını sağlar.
Pamuk, elma şekeri rengindeki sepetine en sevdiği üç havucu koydu ve neşeyle zıplayarak ormanın yolunu tuttu. Yolda karşılaştığı her şey onun için bir oyun haline geliyordu. Bir kelebeğin peşinden koşarken kahkahalar atıyor, rüzgarda dans eden yaprakları selamlıyordu. Bu coşkulu neşe, onun ruhunu adeta kanatlandırıyordu. Neşe, çocukların dünyayı keşfetme cesaretini besleyen görünmez bir güçtür. Bu duygu sayesinde Pamuk, etrafındaki güzellikleri fark ediyor, her anın tadını çıkarıyordu. Duygusal zeka masalları işte bu tür anlarda yeşerir; bir çocuğun yüzünde beliren saf mutluluk, onun iç dünyasının en değerli hazinesidir.
Ormanda ilerlerken Pamuk, bir ağacın dalları arasında sıkışmış küçük bir kuş tüyü buldu. Tüy, güneşin altında gökkuşağının tüm renkleriyle parlıyordu. Pamuk, tüyü dikkatlice alıp başının üstüne koydu. “Artık ben bir prensesim,” diye mırıldandı. Bu basit oyun, onun hayal gücünü harekete geçirmişti. Sevgi dolu bir evde büyüyen çocuklar, en sıradan nesnelerde bile olağanüstü güzellikler bulmayı öğrenir. İşte bu yüzden, bir ağaç kovuğu bir saraya, bir çalılık ise gizemli bir ormana dönüşebilir. Pamuk’un içindeki bu coşku, onu her gün yeni bir hikayenin kahramanı yapıyordu.
Korku ve Üzüntüyü Anlamak
Ormandaki her hayvan gibi küçük tavşan Pamuk da bazen korkuyordu. Karanlık çöktüğünde ya da yapraklar hışırdadığında minik kalbi hızla çarpmaya başlıyordu. İşte tam bu anlarda duygusal zeka masalları devreye giriyor ve ona korkunun aslında ne olduğunu öğretiyordu. Korku, Pamuk için içinde büyüyen bir bulut gibiydi. Gözlerini kocaman açıp etrafına bakmasına neden oluyordu. Ama annesi ona korkmanın normal olduğunu, herkesin zaman zaman korktuğunu söyledi. Önemli olan bu duyguyu tanımak ve onunla baş etmenin yolunu bulmaktı.
Bir gün Pamuk, en sevdiği oyuncağı minik mavi topunu kaybetti. Gözleri doldu, içinde tarif edemediği bir ağırlık hissetti. Bu duygu üzüntüydü. Üzüntü, tıpkı yağmur sonrası toprakta oluşan su birikintileri gibiydi. Bazen içimizi ıslatır, bizi yavaşlatırdı. Pamuk, üzüntüsünü anlatmak için annesine sarıldı. Annesi onu dinledi ve birlikte topu aramaya karar verdiler. Birlikte aramak Pamuk’un yüreğini hafifletti. Topu bulamadılar ama Pamuk, üzüntüsünü paylaşmanın ne kadar iyi geldiğini keşfetti. Artık korktuğunda ya da üzüldüğünde bu duyguları tanıyor ve onlarla konuşabiliyordu. En önemlisi, bu duyguların geçici olduğunu biliyordu. Tıpkı kara bulutların ardından güneşin çıkması gibi, üzüntü ve korku da yerini neşeye bırakabilirdi.
Masalların Sihirli Dünyasında Öğrenmek
Masal anlatıcısı, minik bir tırtılın hikayesine başlarken sesi yumuşacık bir yorgan gibi sarıyor herkesi. Her masal, çocukların duygusal zeka masalları ile tanışmasına vesile oluyor. Tırtıl Tini, bir sabah uyandığında yaprakların üzerinde minik bir kelebek olduğunu görür. Kelebek ona, “Neden bu kadar üzgün görünüyorsun?” diye sorar. Tini, başını eğer ve “Kanatlarım yok, bu yüzden uçamıyorum” der. İşte bu basit diyalog bile çocuklara, duygularını ifade etmenin ne kadar doğal olduğunu gösteriyor.
Masalların sihirli dünyasında her karakter, çocuklar için birer model haline gelir. Empati, bu dünyada en çok kullanılan sihirli kelimelerden biridir. Örneğin, kelebek Tini’nin üzüntüsünü anlar ve ona en sevdiği çiçeklerin polenlerini getirir. Bu küçük jest, çocuklara başkalarının duygularını anlamanın ve onlara yardım etmenin güzelliğini öğretir. Aynı şekilde, sabır ve anlayış temaları da masallarda sıkça işlenir. Tini, kanatlarının çıkması için günlerce bekler ve bu süreçte kelebek ona sabrın değerini anlatır.
| Duygusal Tema | Masal Örneği | Kazanılan Beceri |
|---|---|---|
| Empati | Kelebek Tini’ye polen getirir | Başkalarının hislerini anlama |
| Sabır | Tini kanatlarının çıkmasını bekler | Beklemenin ve tahammülün değeri |
| Anlayış | Arkadaşlar Tini’ye destek olur | Zor durumlarda yardım isteme |
Masal ilerledikçe, Tini sabırla beklerken ormanın diğer hayvanları da ona yardım eder. Bir sincap ona en tatlı fındıkları getirir, bir kuş ona şarkı söyler. Bu dayanışma, çocukların zihinlerinde iyilik ve dostluk kavramlarını güçlendirir. Sonunda Tini’nin kanatları çıktığında, minik tırtıl uçmanın mutluluğunu yaşar. Ama asıl önemli olan, bu yolculukta öğrendiği şeylerdir. O artık duygularını daha iyi tanıyan, başkalarına yardım etmekten çekinmeyen bir karakter haline gelir. İşte bu yüzden duygusal zeka masalları, çocukların iç dünyasında kalıcı izler bırakır ve onları hayata daha donanımlı hazırlar.
Empatinin Masal Kahramanları
Ormanın derinliklerinde, minik bir kirpi olan Pofuduk, arkadaşlarıyla oyun oynamayı çok severdi. Bir gün, en yakın arkadaşı sincap Ceviz’in üzgün olduğunu fark etti. Ceviz, en sevdiği ceviz ağacının kuruduğunu ve artık ona ceviz veremediğini söyledi. Pofuduk, hemen arkadaşının yerine kendini koydu. Onun üzüntüsünü yüreğinde hissetti ve bir çözüm bulmaya karar verdi. Bu, duygusal zeka masallarının en güzel örneklerinden biriydi; çünkü Pofuduk sadece üzülmekle kalmadı, harekete geçti.
Pofuduk, ormandaki diğer hayvanları topladı ve onlara Ceviz’in durumunu anlattı. Tavşan Pamuk, hemen söz aldı: “Bahçemde bolca fındık var, onları paylaşabilirim!” dedi. Baykuş Bilge, “Belki de yeni bir ceviz ağacı dikebiliriz,” diye ekledi. Herkes birbirinin duygularını anlamaya çalışıyordu. Bu dayanışma, dostluğun ne kadar değerli olduğunu gösteriyordu. Pofuduk, arkadaşlarının bu desteğiyle Ceviz’in yüzünde bir gülümseme belirdiğini gördü. İşte empati, böyle küçük ama anlamlı anlarda ortaya çıkar.
Ceviz, arkadaşlarının bu anlayışı karşısında çok mutlu oldu. Onlara sarıldı ve “Hepiniz benim için ne kadar özelsiniz,” dedi. Birlikte yeni bir ceviz ağacı diktiler ve her gün ona su verdiler. Zamanla ağaç büyüdü ve yeni cevizler verdi. Bu süreçte Pofuduk ve arkadaşları, birbirlerine destek olmanın ve duyguları anlamanın ne kadar önemli olduğunu öğrendi. Artık ormanda herkes, bir sorun olduğunda diğerinin yerine kendini koyarak çözüm arıyordu. Bu masal, çocuklara empatinin sadece bir duygu değil, aynı zamanda harekete geçiren bir güç olduğunu gösteriyor.
Sabırla Gelen Çözümler
Sabır, tıpkı bir tohumun filizlenmesini beklemek gibidir. Tini’nin hikayesinde olduğu gibi, her şeyin bir zamanı vardır ve bu zamanı beklemek bazen zor olsa da sonunda getirdiği güzellikler paha biçilmezdir. Minik tırtıl Tini, kanatlarının çıkmasını beklerken birçok zorlukla karşılaşır. Örneğin, bir gün yağmur yağdığında kocaman bir yaprağın altına sığınır ve saatlerce orada beklemek zorunda kalır. İşte bu tür durumlar, çocuklara sabrın sadece beklemek değil, aynı zamanda bu süreyi en iyi şekilde değerlendirmek olduğunu gösterir.
Peki Tini bu zorlu anlarda ne yapar? Sakin kalmaya çalışır ve etrafındaki güzellikleri fark eder. Yağmur damlalarının yapraklarda çıkardığı ritmik sesi dinler, bir karıncanın yuvasına yiyecek taşımasını izler. Bu küçük gözlemler, onun sabretmesine yardımcı olur. Aynı şekilde, çocuklar da zorlandıkları anlarda çevrelerine dikkatlice bakarak ilginç şeyler keşfedebilirler. Sabır, aslında küçük mucizeleri görebilme yeteneğidir. Tini’nin bu davranışı, duygusal zeka masalları aracılığıyla çocuklara sabrın sıkıcı bir bekleyiş değil, aksine yeni keşiflerle dolu bir macera olduğunu öğretir.
Bir diğer sabır gerektiren durum ise arkadaşlarıyla yaşadığı anlaşmazlıklardır. Ormandaki bir sincap, Tini’nin en sevdiği yaprağı almak istediğinde Tini önce üzülür. Ama sonra derin bir nefes alır ve beklemeye karar verir. Bu bekleyiş sırasında sincabın neden o yaprağı istediğini anlamaya çalışır. Belki sincap hasta bir arkadaşına yuva yapmak için o yaprağa ihtiyaç duymuştur. İşte bu noktada sabır, empatiyle birleşir ve güçlü bir çözüm ortaya çıkar. Tini, kendi duygularını kontrol ederek hem arkadaşına yardım etmiş hem de yeni bir dostluk bağı kurmuş olur.
Çözüm yollarına gelince, Tini’nin başvurduğu en etkili yöntemlerden biri hayal gücünü kullanmaktır. Beklerken canı sıkıldığında, kendini uçan bir kelebek olarak hayal eder. Gökyüzünde süzüldüğünü, bulutlara dokunduğunu düşler. Bu hayaller, zamanın daha hızlı geçmesini sağlar ve sabrı kolaylaştırır. Çocuklar da benzer şekilde, beklemeleri gereken anlarda kendi hayal dünyalarına dalarak sabretmeyi öğrenebilirler. Duygusal zeka masalları bu tür yaratıcı çözümleri çocuklara sunarak, onların zorlu anlarla başa çıkma becerilerini geliştirir.
Renkli Dünyalarda Yaratıcı Maceralar
İşte bu noktada, minik bir tırtılın hikayesi bambaşka bir maceraya dönüşür. Tini artık uçmayı öğrenmiş bir kelebek olsa da, en sevdiği şey arkadaşlarıyla birlikte renkli dünyalarda yaratıcı maceralar yaşamaktır. Bir sabah, ormanın derinliklerinde parıldayan bir taş bulur. Taş, etrafına gökkuşağı renkleri saçmaktadır. Bu büyülü nesne, Tini’nin içinde tarifsiz bir merak uyandırır. Acaba bu taş ne işe yarar? Onunla neler yapılabilir?
Tini, hemen arkadaşlarına danışmaya karar verir. Sincap Pıtır, taşın üzerine bir yaprak koyup onu bir şapkaya dönüştürmeyi önerir. Küçük kuş Cikcik ise taşın tepesine tohum serpip bir saksı yapmayı düşünür. Herkesin aklında farklı bir fikir vardır. İşte tam da bu an, yaratıcı problem çözme hikayelerinin en güzel örneklerinden biridir. Çünkü çocuklar, Tini ve arkadaşlarının bu neşeli tartışmalarını izlerken, bir sorunu çözmenin birçok yolunun olabileceğini fark ederler. Hayal gücü sayesinde sıradan bir taş bile bir oyuncak, bir süs ya da bir araca dönüşebilir.
Bu sıcak anlatım, çocukların kendi zihinlerinde de benzer kurgular yapmasına olanak tanır. Tini sonunda taşı bir arkadaşlık sembolüne çevirmeye karar verir. Onu ormanın ortasındaki büyük bir taşın üzerine koyar. Artık tüm hayvanlar bu parıltılı taşın etrafında toplanıp birlikte şarkı söyler. Doğa ve dostluk temalı masallar da işte bu noktada devreye girer. Çocuklar, Tini ve arkadaşlarının orman içinde kurdukları bu küçük topluluğu izlerken, doğanın ne kadar değerli olduğunu ve arkadaşlarla paylaşmanın mutluluğunu hissederler. Bu masal, duygusal zeka masalları arasında özel bir yere sahiptir. Çünkü çocuklar, hem yaratıcılıklarını kullanmanın hem de doğayla dost olmanın keyfini keşfederler.
Peki, bu macera başka hangi adımlarla devam eder? İşte size küçük bir rehber:
- Gözlem: Tini, parlayan taşı fark eder ve onu dikkatlice inceler. Bu, çocuklara çevrelerine merakla bakmanın önemini öğretir.
- Fikir Alışverişi: Arkadaşlarıyla konuşur, herkes kendi önerisini sunar. Bu adım, birlikte düşünmenin ve paylaşmanın gücünü gösterir.
- Karar Verme: Tini, tüm fikirleri dinledikten sonra en uygun olanı seçer. Bu, çocukların karar verme becerilerini geliştirir.
- Uygulama: Seçilen fikri hayata geçirirler. Taş, dostluk sembolü haline gelir. Bu son adım, yaratıcılığın nasıl somut bir sonuca dönüştüğünü gösterir.
Bu basit ama etkili adımlar sayesinde çocuklar, kendi hayatlarında da benzer zorluklarla karşılaştıklarında yaratıcı ve işbirlikçi çözümler üretebilirler. Tini’nin hikayesi, onlara sadece bir masal anlatmakla kalmaz; aynı zamanda hayal gücünü kullanmanın ve doğadaki dostlukları onurlandırmanın ne kadar kıymetli olduğunu hissettirir. İşte bu yüzden, her yeni macera, çocukların iç dünyasında yeni kapılar açar ve onları daha parlak bir geleceğe hazırlar.
Hayal Gücünün Kanatlarında
Bir sabah, Minik Tini, ormanın en yüksek ağacının tepesinde oturuyordu. Rüzgar, yaprakların arasında fısıldıyor, güneş ışınları ise dalların arasından süzülüp yere altın desenler çiziyordu. Tini, elindeki küçük taşı izlerken aklına bir soru takıldı. Bu taş, bu kadar sıradan dururken, nasıl daha özel bir hale gelebilirdi? İşte tam bu anda, hayal gücünün kanatları açılmaya başladı. Tini, taşın sadece gri bir kaya parçası olmadığını, aslında bir yıldızın kalbi olabileceğini düşündü. Bu düşünceyle birlikte etrafındaki tüm sesler bir melodiye dönüştü ve o da bu melodiyi takip etmeye karar verdi.
Hayal gücü, Tini için bir araçtan çok daha fazlasıydı. Bu, onun karşılaştığı her küçük zorluğu bir maceraya dönüştüren sihirli bir anahtardı. Örneğin, bir gün derenin karşısına geçmek için taşların üzerinden atlaması gerektiğinde, bunu bir oyun haline getirdi. Taşları, birer timsah sırtı olarak hayal etti ve her atlayışında yeni bir kahramanlık hikayesi yazdı. Bu tür yaratıcı düşünme yolları, çocukların sadece eğlenmesini sağlamakla kalmaz; aynı zamanda problem çözme becerilerini de doğal bir şekilde geliştirir. Tini, her engeli bir fırsata çevirerek, etrafındaki dünyayı keşfetmenin ne kadar keyifli olduğunu gösterdi.
Peki, çocuklar bu tür yaratıcı çözümleri nasıl üretebilir? Bunun için önce hayal gücünün önemi kavranmalıdır. Tini’nin hikayesinde olduğu gibi, sıradan bir nesneyi alıp ona bambaşka bir anlam yüklemek, çocukların zihinsel esnekliğini artırır. Bir kutu, bir uzay gemisine; bir çorap, bir süper kahraman pelerinine dönüşebilir. Bu dönüşümler, çocukların kendi iç dünyalarında sınırsız bir özgürlük alanı yaratır. duygusal zeka masalları da tam bu noktada devreye girer; çünkü bu masallar, hayal gücünü kullanarak duyguları ifade etmenin ve anlamanın kapılarını aralar.
Ormanın Sevimli Dostları
Ormanın derinliklerinde, güneş ışıklarının ağaç yaprakları arasından süzülüp yere altın desenler çizdiği bir yerde, sevimli dostlar yaşarmış. Bu dostların en tatlısı, minik tüyleri pamuğu andıran bir tavşan olan Pofuduk’muş. Pofuduk, her sabah uyanır uyanmaz arkadaşlarını ziyaret eder, onlarla neşeli şarkılar söylermiş. Bir gün, ormanın en yaşlı meşe ağacının altında toplanan hayvanlar, büyük bir sorunla karşılaşmış. Gökyüzünden düşen bir yıldız, ormanın küçük deresinin akışını değiştirmiş ve su, birçok hayvanın evine ulaşamaz olmuş. İşte tam bu noktada, duygusal zeka masallarının en güzel örneklerinden biri başlamış.
Pofuduk, hemen arkadaşları Sincap Ceviz ve Kirpi Diken’i yanına çağırmış. “Bu sorunu birlikte çözmeliyiz,” demiş sevecen bir sesle. Ceviz, ağaçların tepesine tırmanarak derenin yönünü gözlemlemiş. Diken ise taşları ve yaprakları kullanarak küçük bir set yapmanın işe yarayabileceğini söylemiş. Pofuduk, onların fikirlerini dikkatle dinlemiş ve her bir arkadaşının gücüne güvenerek bir plan yapmış. Birlikte çalışarak taşları, dalları ve yaprakları kullanmışlar. Pofuduk, yumuşacık patileriyle toprağı düzeltirken, Ceviz hızlıca dal parçalarını taşımış, Diken de keskin dikenleriyle yaprakları birbirine bağlamış.
Bu sırada, bir başka dostları olan Baykuş Bilge, ağacın dalından onları izliyormuş. “Doğayı sevmek, ona saygı duymak demektir,” diye ötmüş usulca. Gerçekten de çocuklar, bu masalı dinlerken doğa sevgisinin ne kadar önemli olduğunu fark ederler. Ormandaki her canlının birbirine nasıl yardım ettiğini gören küçük kalpler, doğanın bir parçası olmanın güzelliğini hisseder. Su yeniden akmaya başladığında, tüm hayvanlar sevinçle zıplamış. Bu olay, onlara dostluk ve dayanışmanın her engeli aşabileceğini göstermiş.
Akşam olduğunda, Pofuduk ve arkadaşları meşe ağacının altında toplanmış. Gökyüzünde parlayan yıldızlar, onların başarısını kutluyormuş gibiymiş. Pofuduk, “Birbirimize destek olduğumuz sürece hiçbir sorun çok büyük değil,” demiş mutlu bir tebessümle. Bu hikaye, çocukların sosyal bağ kurma becerilerini güçlendirirken, onlara duygusal zeka masallarının sıcak kucağında, gerçek dostluğun ve doğayla iç içe olmanın değerini öğretir. Ormanın sevimli dostları, her yeni günde olduğu gibi, yine birlikte oynamaya, keşfetmeye ve birbirlerine sarılmaya devam etmiş.



