Duru’nun Altın Anahtarla Açılan Gizli Kapısı


Bir varmış bir yokmuş. Yemyeşil bir ormanın kıyısındaki küçük bir evde, Duru adında bir kız yaşarmış. Duru’nun en sevdiği oyun, evin içinde kaybolmuş eşyaları bulmaktı. Bir gün tavan arasında tozlu bir sandık buldu. Sandığın kapağını açtığında içinde parıldayan altın bir anahtar vardı. Anahtar o kadar güzeldi ki Duru’nun gözleri kamaştı. “Bu anahtar nereyi açar acaba?” diye merakla mırıldandı.
Duru elinde anahtarla evin içinde dolaşmaya başladı. Her kapıyı, her çekmeceyi denedi. Ama hiçbiri bu küçük altın anahtara uymuyordu. Tam vazgeçecekken, oturma odasındaki büyük halının altında küçük, tahta bir kapı fark etti. Kapı o kadar küçüktü ki Duru daha önce hiç görmemişti. Kalbi heyecanla çarpmaya başladı. Anahtarı yavaşça kilide soktu ve çevirdi. Bir tık sesi duyuldu. Kapı açılmıştı.
Kapının ardında minicik bir merdiven vardı. Duru merdivenlerden dikkatlice indi. Burası rengârenk bir odaydı. Duvarlar gökkuşağı gibi parlıyordu. Odanın ortasında kocaman bir kitaplık vardı. Kitapların üzerinde yıldızlar dans ediyor, sayfalar kendi kendine çevriliyordu. Duru şaşkınlıkla etrafına bakındı. “Burası bir rüya mı?” diye fısıldadı. Tam o sırada kitaplığın arkasından minik bir tavşan çıktı. Tavşanın kürkü pamuk gibi bembeyazdı ve elinde bir fener tutuyordu.
“Merhaba Duru,” dedi tavşan usulca. “Seni bekliyordum. Bu oda, hayal gücünün saklandığı yerdir. Altın anahtar ise cesaretin simgesi. Onu bulduğuna göre artık buradaki tüm hikayelere dokunabilirsin.” Duru çok mutlu oldu. Tavşanın yanına oturdu ve birlikte en güzel maceraları okumaya başladılar. O günden sonra Duru, her akşam altın anahtarıyla gizli kapıyı açar ve tavşan arkadaşıyla hayal dünyasında yeni yolculuklara çıkardı.



