Toprak’ın Minik Fil ile Kır Çiçekleri Arasında


Bir varmış bir yokmuş. Toprak adında küçük bir çocuk varmış. Toprak, her sabah erkenden uyanır, pencereden dışarı bakarmış. Bir gün, bahçede minik bir fil görmüş. Fil o kadar küçükmüş ki bir kedi yavrusundan bile ufakmış. Toprak hemen dışarı koşmuş. Minik fil, kır çiçeklerinin arasında dolaşıyormuş. Çiçeklerin üzerindeki çiy tanelerine hortumuyla dokunuyormuş. Her damla, güneşin altında bir elmas gibi parlıyormuş.
Toprak, yavaşça yaklaşmış. Merhaba, demiş. Sen nereden geldin? Minik fil, hortumunu sallamış. Sonra bir papatyayı işaret etmiş. Papatyanın yaprakları rüzgarda hafifçe titriyormuş. Toprak, filin ne demek istediğini anlamış. Belki de çiçeklerin dilini biliyordur, diye düşünmüş. Birlikte kırlara doğru yürümüşler. Yolda bir kelebeğe rastlamışlar. Kelebek, önce minik filin üzerine konmuş, sonra havalanarak onlara yol göstermiş.
Gittikçe daha derinlere dalmışlar. Etraftaki çiçeklerin rengi değişmeye başlamış. Önce sarı, sonra pembe, derken mora dönmüş her şey. Toprak, bu kadar güzel bir yer görmediğini fark etmiş. Minik fil, bir taşın üzerine çıkmış ve hortumuyla bir şarkı mırıldanmış. Bu şarkıyı çiçekler söyler, demiş fil. Rüzgar onları dinler, sonra bize fısıldar. Toprak, gözlerini kapatmış. Rüzgarın sesini duymuş. Gerçekten de çiçeklerin şarkısıymış bu.
Akşam olmaya başlamış. Güneş, ufkun kenarına yaslanmış. Toprak, eve dönmesi gerektiğini biliyormuş. Minik file sarılmış. Yarın yine gelir misin? diye sormuş. Fil, sadece başını sallamış. Sonra bir menekşenin yanına gidip kaybolmuş. Toprak, elinde bir papatyayla evine dönmüş. O gece, rüyasında kır çiçekleriyle konuşan bir fil görmüş. Her çiçek, ona ayrı bir hikaye anlatıyormuş.



