Pamuk Prensesin Renkli Rüyası


Bir varmış, bir yokmuş. Uzak bir ülkede, yemyeşil bir vadinin ortasında Pamuk Prenses uyuyormuş. O gece rüyasında her şey rengârenkmiş. Gökyüzü pembe bulutlarla kaplıymış, ağaçlar mavi yapraklar açıyormuş. Pamuk Prenses bu renkli dünyada yürümeye başlamış.
Az ileride küçük bir tavşan görmüş. Tavşanın tüyleri turuncuymuş. Pamuk Prenses şaşırmış. “Merhaba küçük tavşan,” demiş. “Neden bu kadar renkli her şey?” Tavşan ona gülümsemiş ve peşinden gelmesini söylemiş. Birlikte yürümüşler. Yolda mor bir dere akıyormuş. Suyun sesi çok tatlıymış. Pamuk Prenses elini suya daldırmış. Su ılık ve ipeksiymiş.
Derenin kenarında yedi tane minik ev görmüşler. Her evin rengi farklıymış. Biri sarı, biri yeşil, biri kırmızıymış. Pamuk Prenses kapıyı çalmış. İçeriden neşeli bir ses gelmiş. Kapıyı açan, mavi saçlı bir peri kızıymış. “Hoş geldin Pamuk Prenses,” demiş peri. “Seni bekliyorduk.” İçeride her yer parıldıyormuş. Duvarlar gökkuşağı gibiymiş.
Peri kızı ona bir ikramda bulunmuş. Pembe bir kek sunmuş. Pamuk Prenses kekten bir lokma almış. O anda etraf daha da aydınlanmış. Tavşan sevinçle zıplamış. “Bu kek sihirli,” demiş Pamuk Prenses. “Evet,” demiş peri. “Bu rüyanın en güzel yeri burası.” Birlikte şarkı söylemişler, dans etmişler. Pamuk Prenses çok mutluymuş.
Derken uzaktan bir ses duyulmuş. Ses tanıdık geliyormuş. Pamuk Prenses, uyanma vakti. Gözlerini açtığında odasının ılık güneşle dolduğunu görmüş. Ama rüyasının rengi hâlâ içindeymiş. O gün her şeye daha neşeyle bakmış. Renkli rüyasını hiç unutmamış.



