Sihirli Şemsiye Yağmurdan Bir Gökkuşağı Yaratıyor


Bir varmış bir yokmuş. Küçük bir kasabada, yağmuru çok seven bir kız çocuğu yaşarmış. Adı Ela’ymış. Ela her yağmur damlasının bir hikaye anlattığına inanırmış. Bir gün, gökyüzü yine bulutlarla kaplanmış. İnce ince yağmur başlamış. Ela eline sihirli şemsiyesini almış. Bu şemsiye diğerlerine hiç benzemiyormuş. Üzerinde rengarenk desenler varmış. Ela şemsiyeyi açtığında, yağmur damlaları şemsiyeye değer değmez parlak ışıklar saçmaya başlamış. İlk başta sadece küçük bir kıvılcım gibiymiş bu. Ama sonra ışıklar büyümüş ve birbirine karışmış.
Ela şaşkınlıkla etrafına bakınmış. Sokak lambalarının altında dans eden damlalar, adeta birer küçük elmas gibi parlıyormuş. Şemsiyesinin altından süzülen her damla, minik bir gökkuşağına dönüşüyormuş. Ela koşarak arkadaşı Can’ı bulmaya gitmiş. Can, evinin önünde su birikintilerine basıp zıplıyormuş. Ela, “Can, bak!” diye seslenmiş. Şemsiyesini Can’ın üzerine tutmuş. Bir anda Can’ın etrafı yedi renkli bir çemberle sarılmış. Can çok mutlu olmuş. “Bu nasıl oluyor?” diye sormuş. Ela omuz silkmiş. “Bilmiyorum,” demiş. “Ama çok güzel, değil mi?”
İkisi birlikte cadde boyunca yürümüşler. Şemsiyenin altında sırılsıklam olmadan, yağmurun içinde bir gökkuşağı tüneli yaratmışlar. Her adımda yeni renkler beliriyor, sonra yok oluyormuş. Yaşlı bir teyze pencereden onları izliyormuş. “Ne kadar harika,” diye mırıldanmış. Ela ve Can, bu sihirli anın tadını çıkarırken, yağmurun sesi bir ninni gibi kulaklarında çınlamış. O günden sonra, her yağmur yağdığında Ela şemsiyesini alıp dışarı çıkarmış. Çünkü biliyormuş ki, bazen en güzel renkler ıslak bir günün içinde saklıymış.



