Genel

Renkli Balıkların Gizli Bahçesi Masalıyla Tatlı Bir Yolculuk

Renkli Balıkların Gizli Bahçesi Masalıyla Tatlı Bir Yolculuk

Bir varmış, bir yokmuş. Masmavi denizin en derin yerinde, mercan kayalıklarının tam ortasında, rengârenk balıkların yaşadığı bir bahçe varmış. Bu bahçe, öyle sıradan bir bahçe değilmiş. İçinde deniz yıldızları, süngerler ve parlak taşlarla süslü yosunlar varmış. En güzel yanı ise, her sabah güneş ışıkları suyun içine süzüldüğünde, bahçedeki tüm taşların ve kabukların pırıl pırıl parlamasıymış. Bu güzel yerde küçük bir balık yaşarmış. Adı Pırıltı’ymış. Pırıltı’nın pulları, gökkuşağının tüm renkleri gibi ışıldarmış. Ama o, bu güzelliğin farkında bile değilmiş. Çünkü o, hep daha fazlasını istermiş. Daha parlak bir pul, daha büyük bir deniz kabuğu, daha yüksek bir mercan.

Bir gün Pırıltı, bahçenin en uzak köşesine yüzmüş. Orada hiç görmediği kadar büyük bir istiridye bulmuş. İstiridyenin içinden hafif bir müzik sesi geliyormuş. Pırıltı çok meraklanmış. İstiridyeye yaklaşıp sormuş: “İçinde ne var, neden böyle şarkı söylüyorsun?” İstiridye ağır ağır açılmış. İçinde, pembe ve mor ışıklar saçan küçük bir inci varmış. İnci, Pırıltı’ya gülümseyerek bakmış. “Beni alabilirsin,” demiş, “ama beni alırsan, bahçenin tüm renkleri solar.” Pırıltı duymazlıktan gelmiş. İnciyi alıp kuyruğunun altına saklamış. Tam o anda, bahçedeki tüm mercanlar griye dönmüş. Deniz yıldızları donup kalmış. Yosunlar solup dökülmeye başlamış. Pırıltı ne yapacağını şaşırmış. O an anlamış ki, güzellik paylaşınca çoğalırmış.

Pırıltı, hemen inciyi geri götürmek için yola çıkmış. Ama yol çok uzunmuş. Yüzgeçleri yorulmuş, nefesi daralmış. Tam pes edecekken, yanına küçük bir denizatı gelmiş. Denizatının adı Mercan’mış. Mercan, Pırıltı’nın üzgün olduğunu anlamış. “Neden bu kadar üzgünsün?” diye sormuş. Pırıltı, olanları anlatmış. Mercan gülümsemiş. “Herkes hata yapabilir,” demiş. “Önemli olan, hatayı düzeltmek için cesaret göstermek.” Birlikte yüzmeye başlamışlar. Yolda bir sürü engelle karşılaşmışlar. Ama Mercan, Pırıltı’ya hep destek olmuş. Bazen bir dostun eli, en zor yolları bile kolaylaştırırmış.

Sonunda bahçeye varmışlar. Pırıltı, inciyi istiridyenin yanına bırakmış. İnci yerine konar konmaz, her şey eski haline dönmüş. Mercanlar yeniden kırmızı, turuncu ve mavi olmuş. Deniz yıldızları tekrar gülümsemiş. Yosunlar, rüzgârda dans eder gibi sallanmış. İstiridye, Pırıltı’ya dönüp demiş ki: “Gördün mü? Bazen en değerli şey, sahip olmak değil, onu yerinde bırakmaktır.” Pırıltı, başını sallamış. Artık pullarının gökkuşağı gibi parladığını biliyormuş. Ama asıl önemli olanın, içindeki iyilik olduğunu anlamış. O günden sonra, bahçedeki tüm balıklarla arkadaş olmuş. Hatta Mercan’la her gün birlikte oyunlar oynamışlar.

Geceleri, denizin üstünden ay ışığı süzülürmüş. O zaman bahçe, binlerce yıldız gibi parlarmış. Pırıltı da Mercan’a şöyle dermiş: “Bak, ne güzel değil mi? Her şey paylaşınca daha tatlı.” İşte o gün bugündür, denizin en derin yerindeki o gizli bahçe, tüm canlılara sevgi ve dostluk dersi verirmiş. Küçük balıklar, büyük balıklar, hatta yaşlı kaplumbağalar bile bu bahçeyi ziyaret eder, iç huzuru bulurlarmış. Çünkü en güzel hazine, kalpte taşınan iyilikmiş.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu