Masallar

Kuzey Işıklarının Altında Dans Eden Tilki

Kuzey Işıklarının Altında Dans Eden Tilki

Bir zamanlar, dünyanın en soğuk ve en sessiz yerinde, minik bir tilki yaşarmış. Bu tilkinin adı Pırıltı’ymış. Pırıltı’nın kürkü kar taneleri kadar beyaz, gözleri ise gece gökyüzündeki yıldızlar kadar parlakmış. Ama onu diğer tilkilerden ayıran en önemli şey, içinde taşıdığı sonsuz merakmış. Her gece, başını gökyüzüne kaldırır, dans eden renkli ışıklara hayranlıkla bakarmış. İşte o ışıklar, Kuzey Işıklarıymış. Pırıltı, bu ışıkların nereden geldiğini ve neden böyle büyülü bir dans sergilediklerini çok merak edermiş.

Bir akşam, hava iyice soğumuş ve ay ışığı karın üzerinde gümüş bir yol oluşturmuştu. Pırıltı, annesine sormuş: “Anne, bu ışıkların altında dans edebilir miyim?” Annesi gülümsemiş ve “Tabii ki yavrum, ama unutma, en güzel dans, kalbinin sesini dinlediğin danstır,” demiş. Pırıltı bu sözleri kafasına takmış. Kalbinin sesi ne demekti acaba?

Ertesi gün, Pırıltı ormanda yürürken bir tavşana rastlamış. Tavşan, kocaman bir kaya parçasının üzerine çıkmaya çalışıyor, ama her seferinde kayıp düşüyormuş. Pırıltı ona yardım etmek istemiş. “Birlikte deneyelim mi?” diye sormuş. Tavşan kabul etmiş. Pırıltı, tavşanın arkasından itmiş, tavşan da önden çekmiş. Sonunda birlikte, zor da olsa, kayanın tepesine çıkmayı başarmışlar. Tavşan çok mutlu olmuş ve Pırıltı’ya teşekkür etmiş. İşte o an Pırıltı, içinde sıcacık bir his duymuş. Bu his, tam da annesinin bahsettiği şey olabilir miydi?

Gün batımında, Pırıltı bir nehrin kenarına gitmiş. Su o kadar berraktı ki, içinde kendi yansımasını ve arkasındaki gökyüzünü görebiliyordu. Tam o sırada, Kuzey Işıkları yeniden belirmeye başlamış. Önce yeşil, sonra pembe, sonra mor… Renkler sanki suyun üzerinde de dans ediyormuş gibiydi. Pırıltı, dayanamayıp patilerini suya daldırmış. “Işıkları yakalayabilir miyim?” diye düşünmüş. Ama su onu korkutmuş, birden patisini geri çekmiş. Küçük bir hata yapmıştı ama bu onu üzmemişti. Çünkü suyun soğukluğu ve ışıkların yansıması ona yeni bir fikir vermişti: Belki de dans etmek için ışıkları yakalaması gerekmiyordu.

Pırıltı, hemen en sevdiği tepeye koşmuş. Burası, ormanın en yüksek yeriydi ve Kuzey Işıkları buradan çok net görünürdü. Gökyüzüne bakmış, derin bir nefes almış ve gözlerini kapatmış. İçindeki o sıcacık hissi, tavşana yardım ederken duyduğu sevinci hatırlamış. Sonra, yavaşça dans etmeye başlamış. Önce ayakları, sonra tüm bedeni, rüzgarla birlikte hareket etmiş. Ayağa kalkmış, dönmüş, sıçramış. Gözlerini açtığında, Kuzey Işıkları’nın onunla birlikte dans ettiğini görmüş. Sanki ışıklar, onun her hareketine uyum sağlıyor, onu takip ediyordu. Pırıltı, o an anlamıştı. Dans, sadece bedenin değil, kalbin de bir hareketiydi. Ve o, kalbinin sesini bulmuştu.

O gece, Pırıltı tepeyi terk etmemiş. Ay ışığı ve Kuzey Işıkları’nın altında, sabaha kadar dans etmiş. Bazen yorulup durmuş, bazen kahkahalar atmış. Ama hiç durmamış. Çünkü artık biliyordu: Gerçek bir dansçı, ışıkları yakalamaya çalışmaz; ışıklar, dans edenin peşinden gelir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu