Masallar

Neşeli Fareyle Uzun Bir Orman Gezintisi

Neşeli Fareyle Uzun Bir Orman Gezintisi

Bir zamanlar, yemyeşil bir ormanın kıyısında küçük ve neşeli bir fare yaşarmış. Bu farenin adı Pıtırcık’mış. Pıtırcık’ın en sevdiği şey, uzun bir orman gezintisine çıkmakmış. Bir sabah güneş pırıl pırıl parlarken, Pıtırcık yuvasından çıkmış ve derin bir nefes almış. Ormanın kokusu mis gibiydi. Çam ağaçlarının arasından süzülen ışık huzmeleri yere altın desenler çiziyordu. Pıtırcık, minik patileriyle toprağın nemini hissetti ve yürümeye başladı. İlk durağı, büyük bir meşe ağacının altındaki mantarların yanıydı. Mantarların üzerinde bir su damlası parlıyordu. Pıtırcık, o damlaya o kadar dalmıştı ki bir anda yönünü şaşırdı. Etrafına bakındı ama tanıdık yollar bir anda kaybolmuştu. İşte macera da tam burada başladı.

Pıtırcık önce biraz korktu. Ama sonra kendi kendine dedi ki: “Merak etme, her yol bir yere çıkar.” Ve minik kalbiyle cesaretini topladı. Tam o sırada bir sincap daldan dala atlarken gördü onu. Sincap, fındık taşıyordu. Pıtırcık, “Merhaba,” dedi usulca. “Ben biraz kayboldum. Acaba bana yardım edebilir misin?” Sincap dalda durdu ve başını eğdi. “Tabii ki,” dedi sincap. “Ama önce şu yosunlu kayalara dikkat et. Kaygan olurlar.” Pıtırcık, sincabın söylediği yoldan gitmeye karar verdi. Yosunlu kayaların yanından dolaştı ve karşısına küçük bir dere çıktı. Su şırıl şırıl akıyordu. Pıtırcık, dere kenarındaki çakıl taşlarına bastı. Su o kadar berraktı ki dibindeki minik balıkları görebiliyordu. Bir an durup suyun sesini dinledi. Bu ses ona huzur verdi. Artık kaybolma korkusu yerini heyecana bırakmıştı.

Dereyi takip ederek ilerledi. Birden karşısına bir tavşan çıktı. Tavşan, havuçlarını yıkıyordu. Pıtırcık, tavşana da selam verdi. Tavşan, “Nereye böyle?” diye sordu. Pıtırcık, “Uzun bir gezinti yapıyorum,” dedi gülümseyerek. Tavşan da ona katılmak istedi. Birlikte yürümeye başladılar. Yolda yaban mersini çalılarına rastladılar. Pıtırcık, bir tane yaban mersini kopardı ve ağzına attı. Tadı o kadar tatlıydı ki gözlerini kapattı. Tavşan da bir tane yedi ve güldü. Sonra biraz daha ilerlediler. Ağaçların arasında bir geyik gördüler. Geyik, onlara doğru baktı ve başını salladı. Sanki “Merhaba” der gibiydi. Pıtırcık, bu kadar çok arkadaşla karşılaştığı için çok mutlu oldu. Artık yalnız olmadığını biliyordu. Ormanın her yerinde bir dost vardı.

Güneş tepede iyice yükselmişti. Pıtırcık ve tavşan, bir ağacın gölgesinde dinlenmeye karar verdiler. Tam o sırada bir baykuş uyandı yuvasında. Baykuş, onlara tepeden baktı ve “Gürültü yapmayın çocuklar,” dedi. Pıtırcık, “Özür dileriz,” diye fısıldadı. Baykuş, kanatlarını çırptı ve daha yüksek bir dala kondu. “Bu ormanın en güzel yerini biliyor musunuz?” diye sordu. Pıtırcık ve tavşan merakla başlarını salladı. Baykuş, onlara tarif ettiği yolu dikkatle anlattı. “Şu iki çam ağacının arasından geçin, sonra sağa dönün. Orada, taşların arasında bir çiçek tarlası var. O kadar güzel kokar ki insanın içi açılır.” Pıtırcık’ın gözleri parladı. Hemen oraya gitmek istedi. Tavşan da aynı heyecanla onu takip etti.

İki çam ağacının arasından geçtiler. Sağa döndüler. Gerçekten de taşların arasında rengarenk bir çiçek tarlası vardı. Kırmızı, sarı, mor ve beyaz çiçekler rüzgarda dans ediyordu. Pıtırcık, çiçeklerin arasına girdi ve derin bir nefes aldı. Kokusu harikaydı. Tavşan da yanına geldi ve bir papatyayı kokladı. O sırada bir kelebek, çiçekten çiçeğe konuyordu. Pıtırcık, kelebeği izlemeye başladı. Kelebek o kadar hafifti ki neredeyse görünmüyordu. Pıtırcık, “Ne kadar güzel bir gün,” diye mırıldandı. Artık evinin yolunu bulmuştu. Çünkü çiçek tarlasının sonunda, tanıdık meşe ağacını gördü. Kalbi sevinçle çarptı. Uzun gezintisi sona ermişti. Ama aklında bir sürü güzel anı vardı. Yuvasına dönerken, arkadaşlarına yarın tekrar görüşmek üzere el salladı. Neşesi hiç bitmemişti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu