Renkli Balıkların Sihirli Göl Macerası


Bir varmış bir yokmuş. Uzak diyarlarda, yemyeşil ağaçların arasında saklı bir göl varmış. Bu gölün suyu o kadar berrak ve o kadar maviymiş ki içinde yüzen her şeyi görmek mümkünmüş. Gölün derinliklerinde rengârenk balıklar yaşarmış. Kimi kıpkırmızı, kimi masmavi, kimi de altın sarısıymış. Ama içlerinde en küçüğü ve en meraklısı Pırıltı adında minicik bir balıkmış. Pırıltı’nın pulları gökkuşağı gibi parlarmış ama o her zaman daha fazlasını görmek istermiş.
Bir sabah, güneş göle yeni yeni vururken Pırıltı, suyun yüzeyine doğru yüzmüş. Daha önce hiç bu kadar yükseğe çıkmamış. Başını sudan çıkarıp etrafına bakınca devasa bir dünya görmüş. Ağaçların tepeleri gökyüzüne uzanıyor, kuşlar neşeyle şarkı söylüyormuş. Tam o sırada, gölün kenarında duran yaşlı bir kaplumbağa ona seslenmiş. “Merhaba küçük balık,” demiş kaplumbağa. “Ben Bilge Kabuk. Seni daha önce burada görmemiştim.” Pırıltı biraz utanmış ama heyecanını gizleyememiş. “Ben Pırıltı,” demiş. “Gölümüzün ötesinde ne olduğunu çok merak ediyorum.” Bilge Kabuk gülümsemiş. “O zaman seni Sihirli Göl‘e götüreyim,” demiş. “Ama unutma, oraya gitmek cesaret ister.”
Pırıltı hiç düşünmeden kabul etmiş. Bilge Kabuk ona yol göstermiş. Önce daracık bir su yolundan geçmişler. Su o kadar soğukmuş ki Pırıltı’nın minik yüzgeçleri titremiş. Sonra birden önlerine koskocaman bir su altı mağarası çıkmış. Mağaranın duvarları parıldayan kristallerle kaplıymış. Pırıltı hayranlıkla etrafına bakarken bir ses duymuş. “Hoş geldiniz,” demiş bir su perisi. “Burası Sihirli Göl. Burada her damla suyun bir hikâyesi var.” Pırıltı’nın gözleri kocaman olmuş. Su perisi devam etmiş: “Ama bu gölün bir sırrı var. Suyun rengi değişir. Kırmızıysa üzgün, maviyse mutlu demektir. Şimdi ise su yeşil görünüyor. Bu da demek oluyor ki bir şeyler yolunda gitmiyor.”
Pırıltı hemen yardım etmek istemiş. “Ne yapabilirim?” diye sormuş. Su perisi derin bir nefes almış. “Gölün kalbinde bir taş var. O taş kırıldı. Onu onarmak için üç farklı renkteki mercanı bulmalısın. Kırmızı mercanı Cesaret Mağarası‘nda, mavi mercanı Bilgelik Ormanı‘nda, sarı mercanı ise Paylaşma Çayırı‘nda bulabilirsin.” Pırıltı korkmuş ama aynı zamanda çok kararlıymış. Bilge Kabuk ona destek olacağını söylemiş. İlk olarak Cesaret Mağarası’na gitmişler. Mağara o kadar karanlıkmış ki Pırıltı’nın kalbi küt küt atmış. Ama içindeki merak duygusu korkusundan daha güçlüymüş. Mağaranın en derin köşesinde kırmızı mercanı bulmuş. Mercan ona şöyle fısıldamış: “Cesaret, korkuyu yenmek değildir. Cesaret, korkmana rağmen devam etmektir.”
İkinci durak Bilgelik Ormanı’ymış. Bu ormanda ağaçların dalları suyun içinde büyüyormuş. Her dalın üzerinde minik ışıklar yanıyormuş. Pırıltı, mavi mercanı ararken karşısına yaşlı bir yengeç çıkmış. Yengeç ona sormuş: “Nereye gidiyorsun küçük balık?” Pırıltı macerasını anlatmış. Yengeç gülmüş. “Bilgelik,” demiş, “sadece dinlemekle başlar. Gözlerini kapat ve suyun sesini duy.” Pırıltı gözlerini kapatmış. Suyun hafif hışırtısını, yosunların dansını duymuş. O anda mavi mercan bir ağacın kovuğundan parlamaya başlamış. Pırıltı onu alırken içinde bir sakinlik hissetmiş.
Son durak Paylaşma Çayırı’ymış. Burası rengârenk çiçeklerle dolu bir alanmış. Ama çiçeklerin arasında bir kavga varmış. İki küçük denizatı aynı çiçeği paylaşamıyormuş. Pırıltı yanlarına yüzmüş. “Neden kavga ediyorsunuz?” diye sormuş. Denizatlarından biri ağlamaklı bir sesle, “Bu çiçek çok güzel, ikimiz de onu istiyoruz,” demiş. Pırıltı bir an durmuş. Sonra aklına bir fikir gelmiş. “Çiçeği ikiye bölelim,” demiş. “Her biriniz bir yarısını alsın. Böylece ikiniz de mutlu olursunuz.” Denizatları önce şaşırmış, sonra gülümsemiş. Çiçeği paylaştıklarında Pırıltı, çayırın ortasında sarı mercanın parladığını görmüş. Mercan ona şöyle demiş: “Paylaşmak, sahip olduklarını ikiye katlar.”
Pırıltı üç mercanı da toplamış. Sihirli Göl’e geri dönmüş. Su perisi mercanları alıp gölün kalbindeki taşın üzerine koymuş. Taş bir anda onarılmış. Gölün suyu önce pembe, sonra turuncu, en sonunda da masmavi bir renge bürünmüş. Bu, mutluluğun rengiymiş. Pırıltı çok mutlu olmuş. Bilge Kabuk ona dönüp “İşte gördün mü?” demiş. “Bazen en küçük balık bile en büyük macerayı yaşayabilir.” Pırıltı, gölüne dönerken yanında yeni arkadaşları da varmış. Artık o sadece meraklı bir balık değil, aynı zamanda cesur, bilge ve paylaşımcı bir balıkmış. Gölün derinliklerinde diğer renkli balıklara macerasını anlatmış. Her gece yatmadan önce küçük balıklar onun hikâyesini dinler, gözlerini kapatıp hayal kurarmış.



