Uyuyan Prensese Gelen Sihirli Mektup


Bir varmış, bir yokmuş. Derin bir ormanın tam ortasında, yosun tutmuş taşlarla çevrili bir şato varmış. Bu şatonın en yüksek kulesinde, pembe bir yatakta uyuyan bir prenses yatarmış. Prenses o kadar derin uyurmuş ki, ne kuşların cıvıltısı ne de rüzgarın uğultusu onu uyandırabilirmiş. Günler geçmiş, aylar geçmiş, yıllar geçmiş. Şatonın etrafındaki güller duvarlara tırmanmış, sarmaşıklar pencereleri sarmış. Herkes prensesi unutmuş. Ta ki bir sabah, minik bir serçe gagasında parlak altın bir zarf taşıyarak kuleye konana kadar.
Serçe, zarfı usulca prensesin yastığının yanına bırakmış. Zarfın üzerinde inci gibi parlayan harflerle “Uyanma Vakti Güzel Prenses” yazıyormuş. Zarfın içinden hafif bir lavanta kokusu yayılmış. Bu koku o kadar taze ve canlıymış ki, uyuyan prensesin burnu hafifçe kıpırdamış. Ama gözleri hâlâ kapalıymış. Mektup kendi kendine açılmış. İçinden minicik, tozlu bir perisi fırlamış. Bu peri, uyku perisinin küçük kız kardeşiymiş. “Prenses,” diye fısıldamış peri, “bu mektup sana bir hediye getirdi. Ama hediyeyi almak için önce bir adım atmalısın.”
Prensesin parmağı, yatak örtüsünün üzerinde hafifçe kıpırdamış. Rüyasında, bir atın üstünde gelen bir arkadaş görmüş. Bu arkadaş ona bir gül uzatıyormuş. Prenses gülü almak için elini uzatmış. İşte o an, gerçek dünyada da elini uzatmış. Parmağı sihirli zarfa değmiş. Zarf birden parlayarak kaybolmuş ve yerine küçük bir altın anahtar bırakmış. Anahtar prensesin avucuna düşmüş. Bu anahtar, şatonın en üst katındaki küçük bir odanın kapısını açıyormuş. O odada, prensesin en sevdiği şarkıyı söyleyen bir bülbül varmış. Prenses gözlerini aralamış. İlk gördüğü şey, altın anahtarın parıltısı olmuş. Sonra serçeyi, sonra da küçük peri kızını görmüş. “Beni kim çağırdı?” diye sormuş prenses, uykulu bir sesle. “Sihirli bir mektup, prenses,” demiş peri. “Ve senin uyanma vaktin geldi.”
Prenses doğrulmuş. Saçları uzamış, elbisesi hafiften yıpranmış ama yüzü hâlâ genç ve güzelmiş. Parmağındaki altın anahtarı sımsıkı tutmuş. Kule merdivenlerinden aşağı inmek için ilk adımı attığında, tüm şato hafifçe sallanmış. Tozlar havaya kalkmış, perdeler dalgalanmış. Sanki şato da prensesle birlikte uyanıyormuş. Peri, prensesin omzuna konmuş. “Mektubun içinde bir de harita vardı,” demiş. “O harita, ormanın ötesinde seni bekleyen bir bahçeyi gösteriyor. Ama önce bülbülü bulmalısın.” Prenses, elindeki anahtara bakmış. Sonra yukarıdaki odaya, sonra da aşağıdaki büyük kapıya bakmış. İçinde tarif edemediği bir heyecan belirmiş. Artık uyanmıştı ve yapacak çok işi vardı. Ama hepsinden önce, o güzel şarkıyı duymak istiyordu.



