Deniz’in Gümüş Balığıyla Köpüklü Yolculuğu


Deniz küçük bir kızdı. Her gece uyumadan önce annesi ona masallar anlatırdı. Ama bu gece Deniz’in aklı başka bir yerdeydi. Pencereden içeri süzülen ay ışığı, odasını gümüş rengine boyamıştı. Tam o sırada, kitaplığının üzerindeki küçük bir cama vuran ışık dans etmeye başladı. Deniz gözlerini ovuşturdu. O camın içinde bir şey kıpırdıyordu.
Yavaşça yatağından kalktı ve parmak uçlarında yürüyerek kitaplığa yaklaştı. Küçük bir fanusun içinde, pırıl pırıl bir gümüş balığı yüzüyordu. Pulları ay ışığında minik yıldızlar gibi parlıyordu. Balık durdu, Deniz’e baktı ve dudaklarından minicik köpükler çıkardı. “Merhaba,” dedi balık. Sesi, deniz kabuklarının içindeki uğultuya benziyordu. Deniz önce korktu, sonra çok şaşırdı. “Sen konuşabiliyor musun?” diye fısıldadı. Balık başını salladı ve yine birkaç köpük çıkardı. “Ben Köpük,” dedi. “Seninle bir yolculuğa çıkmak istiyorum.”
Deniz heyecanla balığın yanına oturdu. Köpük ona okyanuslardan, mercan ormanlarından ve denizatlarının dansından bahsetti. Anlattıkça fanusun içindeki su aydınlanıyor, odanın duvarları dalgalanmaya başlıyordu. Deniz bir anda kendini masmavi bir denizin ortasında buldu. Bacakları yoktu, onun yerine pul pul bir kuyruğu vardı. Bir denizkızına dönüşmüştü! Köpük’ün peşinden süzülerek ilerledi. Yosunların arasında saklambaç oynadılar. Deniz, parmaklarının arasından akan suyun serinliğini hissetti. Çok mutluydu.
Derinlere daldıkça bir mağara gördüler. Mağaranın ağzından inci gibi ışıklar süzülüyordu. İçeri girdiklerinde, bir denizyıldızı onlara doğru yüzdü. “Hoş geldiniz,” dedi denizyıldızı. “Buraya kadar gelen ilk çocuksunuz.” Köpük gururla şişti ve yine bir köpük çıkardı. Deniz, mağaranın duvarlarında asılı olan parlayan taşları inceledi. Her taş farklı bir renkteydi. Bir tanesi deniz mavisi, diğeri mercan pembesi, bir başkası ise güneş sarısıydı. “Bunlar rüya taşları,” dedi Köpük. “Her biri uyuyan bir çocuğun en güzel anısından yapılmış.”
Deniz en çok mavi taşı beğendi. Tam ona dokunacakken, taş kaydı ve dibe doğru yuvarlandı. Köpük telaşla etrafında döndü. Deniz üzüldü. “Onu kurtarmalıyız,” dedi kararlılıkla. İkisi birlikte taşın peşinden gittiler. Taş, dar bir geçide girdi. Deniz korktu, ama Köpük’ün yanında olduğunu bilmek ona güç verdi. Geçidin sonunda küçük bir odaya ulaştılar. Odanın ortasında, üzerinde yosunlar olan bir sandık duruyordu. Mavi taş sandığın yanında durmuş, onları bekliyor gibiydi.
Sandığı açtıklarında içinden binlerce minik, parlak köpük yükseldi. Köpükler odanın her yerine yayıldı, duvarlara değdikçe müzik sesi çıkardı. Deniz güldü. Bu sesler, annesinin ninnilerini hatırlatıyordu. En büyük köpük, yavaşça Deniz’in avucuna kondu. İçinde gümüş bir balık ve bir kızın resmi vardı. “Artık sen de bu anının bir parçasısın,” dedi Köpük usulca. Deniz gözlerini kapattı. O an, odasında, yatağında olduğunu hissetti. Gözlerini açtığında, fanusun içinde Köpük ona gülümsüyordu. Deniz derin bir nefes aldı ve mışıl mışıl uykuya daldı.



