Bir Ormanın Kalbinde Kaybolan Küçük Tavşanın Gecesi


Bir varmış, bir yokmuş. Yemyeşil bir ormanın en kuytu köşesinde, minik bir tavşan yaşarmış. Bu tavşanın adı Pamuk’muş. Pamuk, bir akşamüstü annesine yardım etmek için taze havuç toplamaya çıkmış. Kelebeklerin peşinden koşarken, bir de bakmış ki tanıdık ağaçların yerinde bambaşka bir manzara var. Kaybolmuş!
Güneş yavaşça batarken ormanın renkleri solmaya başlamış. Pamuk’un minik kalbi küt küt atıyormuş. “Ya annem beni bulamazsa?” diye düşünmüş. Bir yandan da cesur olması gerektiğini hatırlamış. Tam o sırada bir baykuşun yumuşak sesini duymuş. Baykuş, “Korkma küçük dostum,” demiş. “Ben bu ormanın her yolunu bilirim.”
Pamuk, baykuşun rehberliğinde ilerlemeye başlamış. Yolda bir ateş böceği sürüsü onlara ışık tutmuş. Her bir ateş böceği, minik bir yıldız gibi yanıp sönüyormuş. Bu büyülü manzara Pamuk’un korkusunu unutturmuş. Baykuş, “Bak,” demiş. “Şu parlayan mantarların yanından dönünce senin evin görünecek.” Gerçekten de birkaç adım sonra Pamuk, tanıdık bir koku almış. Annesinin pişirdiği havuç çorbasının kokusuymuş bu.
Sonunda Pamuk, sıcacık yuvasına kavuşmuş. Annesi onu şefkatle kucaklamış ve “Bir daha kelebeklerin peşinden bu kadar uzağa gitme, tamam mı?” demiş. Pamuk, başını sallamış ve o gece rüyasında bile ateş böceklerinin dansını izlemiş. Ormanın kalbinde kaybolmak, ona cesaretin ve dostluğun ne demek olduğunu öğretmiş.



