Gizemli Şatoda İlk Kez Buluşan Neşeli Yürekler


Bir varmış bir yokmuş. Uzak diyarlarda, yemyeşil tepelerin arkasında, gizemli bir şato varmış. Bu şatonun duvarları sarmaşıklarla kaplıymış. Kulelerinde baykuşlar yaşarmış. Geceleri ay ışığı taşları gümüşe boyarmış. Şatonun en yüksek kulesinde ise küçük, neşeli bir kalp atarmış. Bu kalp, minik bir peri kızına aitmiş. Adı Pırıltı’ymış.
Bir sabah güneş doğarken, Pırıltı kulede uyanmış. Bugün özel bir gün diye fısıldamış. Kanatlarını germiş ve aşağıya, şatonun avlusuna uçmuş. Avluda taş bir çeşme varmış. Suyu şarkı söylermiş. Pırıltı çeşmenin başında birini görmüş. O da ne? Minik, tüylü bir tavşan. Tavşanın adı Boncuk’muş. Kulakları sarkık, burnu pembe, gözleri kocamanmış. Boncuk da ilk kez bu şatoya gelmiş. İkisi de birbirini görünce şaşırmış.
Pırıltı cesaretle yaklaşmış. Merhaba Boncuk demiş. Şatonun sırrını keşfetmeye mi geldin? Boncuk başını sallamış. Evet demiş. Ama kayboldum. Taşların arasında bir yol bulamıyorum. Pırıltı gülümsemiş. Korkma demiş. Birlikte keşfederiz. İşte böylece iki neşeli yürek ilk kez buluşmuş. Şatonun büyülü kapıları onlar için aralanmış.
Birlikte avludaki büyük meşe kapıya yürümüşler. Kapının üzerinde kızıl bir gül deseni varmış. Pırıltı elini uzatmış. Kapı gıcırdayarak açılmış. İçerisi loş ve sessizmiş. Duvarlarda eski halılar asılıymış. Her adımda toz bulutları kalkıyormuş. Boncuk korkmuş. Burada bir şey var mı? diye sormuş. Pırıltı eline bir ışık topu yapmış. Merak etme demiş. Burası sadece uyuyan bir şato. Tam o sırada bir tıkırtı duymuşlar. Yukarıdan, merdivenlerden bir ses gelmiş. İkisi de nefesini tutmuş.
Merdivenlerin başında bir gölge belirmiş. Küçük bir gölge. Sonra bir miyav sesi duyulmuş. Miyav! Bir kediymiş. Kocaman yeşil gözleri olan, simsiyah bir kedi. Kedi onlara bakmış. Sonra dönüp yukarı çıkmış. Sanırım bizi çağırıyor demiş Pırıltı. Boncuk da arkasından gitmiş. Merdivenler dönüp duruyormuş. Her dönüşte yeni bir oda, yeni bir sürpriz varmış. Bir odada eski bir kitap duruyormuş. Bir başka odada renkli camlardan süzülen ışıklar dans ediyormuş. Burası gerçekten çok güzel demiş Boncuk. Pırıltı gülümsemiş. Daha görmediğin çok yer var.
En tepede, şatonun en yüksek odasına varmışlar. Kedi orada onları bekliyormuş. Odanın ortasında bir ayna varmış. Ayna çok eskiymiş. Çerçevesi altından yapılmış. Pırıltı aynaya bakmış. Yansımasında kendini değil, bir orman görmüş. Boncuk da bakmış. O da aynı ormanı görmüş. Bu bir sihirli ayna demiş Pırıltı. Belki de bu şatonun en büyük sırrı bu. İkisi de merakla aynaya dokunmuş. Elleri camın içinden geçmiş. Bir anda kendilerini yemyeşil bir ormanın içinde bulmuşlar. Kuşlar cıvıldıyormuş. Çiçekler rengarenkmiş. Neşeli yüreklerin macerası yeni başlıyormuş.



