Sihirli Göl Kenarında Doğan Yepyeni Bir Dostluk


Bir varmış, bir yokmuş. Ormanın tam ortasında, ay ışığının süt gibi döküldüğü küçük bir göl varmış. Bu gölün suyu o kadar berrak ve sakindi ki, içinde yıldızların yansıması dans edermiş. Gölün kenarında, yosun tutmuş bir kayanın üzerinde, minik bir tavşan oturuyormuş. Adı Pıtırık’mış. Pıtırık çok üzgünmüş çünkü oyun oynayacak hiç arkadaşı yokmuş. Gökyüzüne bakıp içini çekmiş. O sırada gölün ortasında bir fısıltı duyulmuş.
Gölün derinliklerinden, su damlalarından yapılmış gibi parlayan bir kız çıkmış. Su Perisi Damla adını koymuş kendine. Pıtırık’ı görünce gülümsemiş. “Neden bu kadar üzgünsün küçük tavşan?” diye sormuş. Pıtırık, “Hiç arkadaşım yok,” diye cevap vermiş. Damla bir kahkaha atmış ve suyun üzerinde minik halkalar oluşmuş. “Arkadaş mı? O zaman ben seninle oynarım!” demiş. İşte böylece, sihirli gölün kenarında yepyeni bir dostluk doğmuş. Artık her akşam buluşup, yıldızların altında oyunlar oynamaya başlamışlar.
Birlikte neler yapmadılar ki! Pıtırık, kıyıdan küçük çakıl taşları toplar, Damla da onları suya fırlatırmış. Taşlar suyun üzerinde zıp zıp zıplar, minik dalgacıklar oluştururmuş. Bir gün Pıtırık, gölde bir kıpırtı görmüş. Merakla yaklaşmış. O da ne! Damla, suyun altında bir yengeçle şarkı söylüyormuş. Pıtırık hemen onlara katılmış. Üçü birlikte, gece boyunca şarkılar söylemişler. Dostluk böyle bir şeymiş işte. Paylaştıkça büyüyor, büyüdükçe güzelleşiyormuş.



