Çevre Duyarlılığını Artıran Masallar ile Doğa Sevgisi


Bir varmış bir yokmuş. Çocukların hayal dünyasında dolaşırken, doğanın kalbine uzanan bir yol varmış. Bu yolun adı çevre duyarlılığı masalları ile döşeliymiş. Her bir masal, minik bir tohum gibi çocukların zihnine ekilir, zamanla filizlenirmiş. Bu yazıda, işte bu büyülü tohumların nasıl yeşerdiğine, çocukların hayal gücünü nasıl harekete geçirdiğine ve doğa sevgisini nasıl pekiştirdiğine bakacağız.
Çevre duyarlılığı kavramı, küçük yaşlardan itibaren masalların içinde gizlidir aslında. Ormanın derinliklerinde kaybolan bir tavşanın macerası bile, aslında çocuğa doğayı koruma içgüdüsü aşılar. Masallar, bu anlamda çocukların duygusal gelişiminde önemli bir rol oynar. Doğa ve çevre temaları, masallarda bazen bir derenin şarkısı, bazen de bir ağacın fısıltısı olarak karşımıza çıkar. Çocuklara doğa sevgisini aşılayan yaratıcı anlatım teknikleri, işte bu noktada devreye girer. Renkli betimlemeler ve sevimli karakterler sayesinde çocuklar, doğayla kurdukları bağı daha da güçlendirir.
Doğa sevgisi aşılayan hikayeler, sadece eğlence değil aynı zamanda birer rehberdir. Örneğin, bir masalda geri dönüşümün sırlarını keşfeden küçük bir kahraman, çocuklara atıkların doğaya zarar vermemesi gerektiğini öğretir. Bir başka masalda ise su damlasının gizemi anlatılır. Bu damla, çocuklara suyun ne kadar kıymetli olduğunu hissettirir. Masallarda çevre teması, bu şekilde hem eğlenceli hem de öğretici bir dille işlenir. Çocuklar bu hikayelerle büyürken, doğaya karşı sorumluluk duygusu da gelişir.
Çocuklarda doğa bilinci gelişimi, masalların en değerli armağanlarından biridir. Bir masal kahramanının ormandaki maceraları, çocuğun ağaçlara, çiçeklere ve hayvanlara farklı bir gözle bakmasını sağlar. Kuşlarla konuşan bir çocuk karakteri, minik dinleyicilerin doğayla iletişim kurma becerilerini geliştirir. Toprağın sıcak kucaklamasını anlatan bir hikaye ise, toprağa saygı duymayı ve onu korumayı öğretir. Tüm bu anlatımlar, çevre duyarlılığı masalları sayesinde çocukların kalbine dokunur ve onları daha bilinçli bireyler haline getirir.
Minik Kahramanların Doğayla Dansı
Minik bir kız çocuğu, her sabah uyandığında odasının penceresini açar ve bahçeye bakar. Onun en büyük arkadaşları, dallarında kuşların şarkı söylediği yaşlı bir elma ağacı ile toprağın altında yaşayan sevimli bir solucandır. Bu samimi bağ, aslında her çocuğun doğayla kurabileceği türden bir dostluğun ilk adımıdır. Çocuklar, etraflarındaki canlıları ve nesneleri fark ettikçe, onlarla konuşmak ve onları anlamak isterler. İşte tam da bu noktada, çevre duyarlılığı masalları devreye girer ve bu doğal merakı besler.
Bir masalda, rüzgarın fısıltısını duyan bir çocuk, onunla sohbet etmeye başlar. Yaprakların hışırtısı, bir arkadaşın selamı gibidir. Yağmur damlaları ise camda dans eden minik misafirlerdir. Doğadaki her varlık, bir masal kahramanına dönüştüğünde, çocuklar onlarla empati kurmayı öğrenir. Bir ağacın üzgün olduğunu hayal eden çocuk, onu sulamak ister. Bir kuşun yuvasının sıcak olması için endişelenir. Bu duygusal bağ, çocuklarda doğa sevgisinin tohumlarını eker. Masallar aracılığıyla bu sevgi, somut ve anlamlı bir hale gelir.
Doğayla ilgili sevgi dolu karakterler, çocukların hayal dünyasında şöyle yer eder:
- Bilge Kaplumbağa: Yavaş ama emin adımlarla doğanın döngüsünü anlatır, sabrı öğretir.
- Neşeli Su Damlası: Bulutlardan toprağa yolculuk eder, her canlının suya nasıl ihtiyaç duyduğunu gösterir.
- Cesur Meşe Palamudu: Küçük bir tohumdan kocaman bir ağaca dönüşür, büyümenin mucizesini hissettirir.
- Şefkatli Rüzgar: Tohumları taşır, çiçekleri okşar ve doğadaki her şeyin birbirine bağlı olduğunu fısıldar.
Bu karakterler, çevre duyarlılığı masalları içinde yaşadıkça, çocuklar doğanın bir parçası olduklarını hisseder. Bir kelebeğin kanadındaki desenleri inceleyen çocuk, onun ne kadar özel olduğunu anlar. Toprağa dokunduğunda, içindeki minik canlıları düşünür. Masallar, bu farkındalığı eğlenceli ve dokunaklı bir dille sunar. Çocuklar, bu hikayelerle büyürken doğaya karşı sorumluluk duygusu da gelişir. Onlar artık sadece birer dinleyici değil, doğanın küçük koruyucularıdır.
Ormanın Neşeli Sırları
Ormandaki ağaçların dalları rüzgarla dans ederken, minik bir tavşan kulaklarını dikti. Derin bir nefes aldı ve etrafındaki sesleri dinlemeye başladı. İşte tam bu anda, çevre duyarlılığı masallarının büyülü dünyasına adım attı. Yaprakların hışırtısı bir melodi gibiydi, kuşların cıvıltısı ise bu melodinin en tatlı notalarını oluşturuyordu.
Tavşan, bir sincapla karşılaştı. Sincap, elindeki cevizi göstererek, “Bu ceviz benim en büyük hazinem,” dedi. Tavşan merakla sordu, “Neden bu kadar değerli?” Sincap gülümsedi, “Çünkü bu ceviz, toprağa düştüğünde kocaman bir ağaca dönüşecek. O ağaç da bize gölge ve yiyecek verecek.” Bu basit ama derin konuşma, iki arkadaş arasında doğanın döngüsüne dair bir bağ kurdu. Tavşan, her bir ağacın, her bir yaprağın aslında büyük bir hikayenin parçası olduğunu anlamaya başladı.
Ormanda yürürken, ayaklarının altındaki yosunların yumuşaklığını hissetti. Bir kelebek, kanatlarını çırparak yanına kondu. “Merhaba,” dedi kelebek, “Benim adım Pırıltı. Seninle ormanın en güzel köşesini paylaşmak isterim.” Tavşan heyecanla onu takip etti. Birlikte, güneş ışıklarının süzüldüğü küçük bir açıklığa vardılar. Burası, rengarenk çiçeklerle dolu bir gizli bahçeydi. Tavşan, bu güzelliğin korunması gerektiğini düşündü. Artık o da ormanın bir parçasıydı ve bu sorumluluğu taşımaktan mutluluk duyuyordu.
Çiçeklerin Fısıltısı
Çocuklar, bir çiçeğin açmasını izlerken büyülü bir dünyaya adım atar. İşte tam bu noktada çevre duyarlılığı masalları devreye girer ve bu deneyimi derinleştirir. Bir lalenin ağır ağır uyanışı ya da bir gülün yapraklarına düşen çiy damlası, masal kahramanlarına dönüşür. Bu masallarda çiçekler sadece güzel kokuları ve renkleriyle değil, aynı zamanda hisleriyle de var olur. Mesela minik bir papatya, küçük bir çocuğun elinde nazikçe okşanmayı bekler. O papatya, güneşin ilk ışıklarıyla uyanır ve rüzgarla dans eder. Bu şekilde kişiliklendirilen bitkiler, çocukların onlarla bağ kurmasını sağlar. Artık bir çiçeği koparmak, bir arkadaşı incitmek gibi gelir onlara.
Masallardaki bu kişiliklendirme, çocuklara doğayı anlamanın yeni bir yolunu açar. Örneğin, bir menekşe utangaç bir karakter olarak tasvir edilebilir. Yapraklarını kapatıp saklanır, ama bir çocuk onunla konuştuğunda yavaşça açar. Bu tür duygusal betimlemeler, çocukların empati yeteneğini besler. Aynı zamanda, her bitkinin farklı bir hikayesi olduğunu hissettirir. Bir ayçiçeği her zaman güneşe döner çünkü onu en yakın dostu olarak görür. Bu dostluk, doğadaki her canlının birbirine bağlı olduğunu gösterir. Çocuklar, bu masallarla büyürken çiçeklere sadece bakmakla kalmaz, onların sessiz dilini de anlamaya başlar. Renkler, kokular ve dokular artık onlar için daha anlamlıdır.
Duygusal betimlemeler, bu masalların en güçlü yanlarından biridir. Bir orkidenin yapraklarına dokunan bir çocuk, masaldaki o dokunuşu hatırlar. Hafif bir esintiyle sallanan bir zambağın sesi bile bir hikayeye dönüşür. Bu sayede çocuklar, doğadaki incelikleri fark eder. çevre duyarlılığı masalları, bu betimlemelerle çocukların hayal gücünü harekete geçirir. Bir çiçeğin solması bile bir ders niteliği taşır; belki de o çiçek, suya olan özlemini anlatır. Tüm bu anlatımlar, çocukların doğaya karşı daha hassas ve sevgi dolu olmasını sağlar. Onlar artık her bir yaprağın altında bir hikaye olduğunu bilir.
Çevreyi Korumak İçin Küçük Adımlar
İşte tam bu noktada, çevre duyarlılığı masalları devreye girer ve çocuklara küçük adımlarla büyük değişimler yaratabileceklerini gösterir. Bir damla suyun hikayesi, bir kağıt parçasının yeniden doğuşu gibi konular, minik kalplerde derin izler bırakır. Bu masallar sayesinde çocuklar, çevreyi korumanın sadece büyüklerin işi olmadığını, kendilerinin de bu döngünün önemli bir parçası olduğunu keşfeder.
Masallar, çevre koruma temalarını işlerken asla sıkıcı dersler vermez. Bunun yerine, sevimli karakterlerin yaşadığı maceralar üzerinden önemli mesajlar aktarır. Mesela bir masalda, küçük bir tavşanın ormandaki çöpleri toplaması anlatılır. Bu sayede çocuk, çöp atmamanın ne kadar değerli olduğunu kendi kendine fark eder. Ya da bir başka masalda, bilinçsizce harcanan suyun bir derenin kurumasına neden olduğu görülür. Bu hikayeler, soyut kavramları somut ve anlaşılır kılar.
Çevreci davranışların kazandırılması ise bu masalların en önemli hedeflerinden biridir. Çocuklar, dinledikleri hikayelerdeki kahramanların yaptıkları gibi davranmak ister. Bu doğal özlemden yola çıkarak, masalların içine yerleştirilen basit eylemler zamanla alışkanlığa dönüşür. Örneğin, bir masalda anlatılan ‘suyu akıtma, damlaları topla’ oyunu, çocuğun musluğu kapatma alışkanlığı edinmesine yardımcı olur. İşte bu yüzden çevre duyarlılığı masalları, sadece eğlenceli vakit geçirmek için değil, aynı zamanda geleceğe yatırım yapmak için de harika bir araçtır.
Çocukların bu davranışları günlük hayatlarına kolayca uyarlayabilmesi için masallarda sıkça şu adımlar işlenir:
- Farkındalık: Masal kahramanı, çevresindeki bir sorunu (örneğin, çöp dağını) ilk kez fark eder.
- Merak: Kahraman, bu sorunun neden kaynaklandığını merak eder ve araştırmaya başlar.
- Küçük Adım: Sorunu çözmek için atabileceği ilk küçük adımı bulur (örneğin, bir poşet çöp toplamak).
- Paylaşma: Kahraman, öğrendiklerini arkadaşlarıyla paylaşır ve onların da yardım etmesini sağlar.
- Alışkanlık: Sonunda bu küçük adımlar, kahraman için artık bir yaşam biçimi haline gelir.
Bu süreç, masalın akışı içinde doğal bir şekilde ilerler. Çocuk, kahramanla birlikte bu adımları deneyimler ve sonunda kendi hayatında da uygulamaya hazır hale gelir. Unutulmamalıdır ki, bir çocuğun elinde büyüyen bir fidan, bir gün kocaman bir ormana dönüşebilir. İşte çevre duyarlılığı masalları da tam olarak bu dönüşümün tohumlarını eker.
Su Damlasının Gizemi
Bir varmış bir yokmuş, gökyüzünün maviliklerinde küçük bir su damlası yaşarmış. Bu minik damlanın adı Damla’ymış. Damla, yükseklerden aşağıya, yemyeşil bir ormana doğru yolculuğa çıkmış. Ormandaki çiçekler onu neşeyle karşılamış, ağaçlar yapraklarını uzatarak selam vermiş. Fakat bir gün Damla, bir çiçeğin boynunu büktüğünü ve yapraklarının sarardığını fark etmiş. Çiçek, “Ah Damla,” demiş, “Suyun o kadar azaldı ki, güneş beni yakıp kavuruyor.” Bu sözler Damla’nın kalbini sızlatmış. İşte o an, çevre duyarlılığı masallarının en önemli anlarından biri başlamış: Damla, suyun ne kadar değerli olduğunu anlamış ve her damlasını korumaya karar vermiş.
Damla, ormandaki tüm arkadaşlarına suyun önemini anlatmak için yola koyulmuş. Önce bir tavşana rastlamış. Tavşan, elindeki kovayı boş yere sallıyormuş. Damla, “Sevgili tavşan,” demiş, “Her su damlası bir hazinedir. Onu boşa harcamamalısın.” Tavşan önce anlamamış ama Damla ona bir hikaye anlatmış. Bu hikayede, bir zamanlar çok su varken herkesin savurgan davrandığını, sonra suların azalmasıyla her şeyin nasıl kuruyup solduğunu anlatmış. Tavşan, bu hikayeden çok etkilenmiş ve “Artık her damlayı koruyacağım,” demiş. Damla, bu küçük adımların bile büyük farklar yarattığını biliyormuş. Onun anlattığı bu masallar, çocukların da su tasarrufu yapmasını sağlayan sihirli bir araç haline gelmiş.
Günler geçtikçe Damla, ormandaki tüm canlılara suyun gizemli yolculuğunu anlatmış. Bir gün bir kelebeğe, “Biliyor musun,” demiş, “Ben bir buluttan düştüm, bir çiçeğin yaprağında dinlendim, bir derenin içinde aktım. Şimdi buradayım ve sana yardım ediyorum. Ama eğer insanlar beni boşa harcarsa, bir gün hiçbir yerde kalmayabilirim.” Kelebek, bu sözler karşısında gözyaşlarını tutamamış ve hemen arkadaşlarına haber vermiş. Kısa sürede tüm orman, suyun kıymetini bilmeye başlamış. Artık herkes muslukları sıkıca kapatıyor, yağmur sularını biriktiriyor ve her damlayı özenle kullanıyormuş. Damla, bu değişimi görünce çok mutlu olmuş ve “Su damlası karakteri sayesinde çocuklar da suyun ne kadar değerli olduğunu öğreniyor,” diye düşünmüş.
Sonunda Damla, bir gün yeniden gökyüzüne yükselmiş. Ama bu sefer içinde huzur varmış. Çünkü biliyormuş ki, anlattığı çevre duyarlılığı masalları sayesinde dünya biraz daha yeşil, biraz daha mutlu olmuş. Çocuklar, Damla’nın hikayesini dinledikçe ellerindeki bardaktaki her damlayı bitiriyor, dişlerini fırçalarken suyu kapatıyor ve yağmur damlalarını sevgiyle selamlıyormuş. İşte bu yüzden, her su damlası bir kahramandır ve onu korumak, dünyayı korumak demektir.
Geri Dönüşümün Sırları
Bir varmış, bir yokmuş. Renkli bir dünyada, her sabah güneşle birlikte uyanan sevimli bir kasaba varmış. Bu kasabada yaşayan çocuklar, oyuncaklarını ve eşyalarını çok severmiş. Fakat bir gün, kasabanın ortasında biriken eski kâğıtlar, plastik şişeler ve cam kırıkları, küçük bir soruna dönüşmüş. Çocuklar bu duruma üzülmüş ve çevre duyarlılığı masalları dinleyerek çözüm aramaya başlamış. İşte o zaman, masalların sihirli gücü devreye girmiş.
Bir gece, küçük bir kız çocuğu olan Elif, yatağında uyurken rüyasında parlak renkli bir şişe görmüş. Şişe ona, “Beni atma,” diye fısıldamış. “Beni geri dönüşüm kutusuna koyarsan, yeni bir oyuncağa dönüşebilirim.” Elif bu söze çok şaşırmış. Sabah uyandığında, evdeki tüm boş şişeleri toplamış ve onları mavi geri dönüşüm kutusuna atmış. Bu küçük adım, onun için büyük bir maceranın başlangıcı olmuş. Elif’in bu davranışı, arkadaşlarına da ilham vermiş. Kısa sürede tüm çocuklar, geri dönüşümün sırlarını keşfetmek için birbirleriyle yarışmaya başlamış.
Masallar, bu süreci daha da eğlenceli hale getirmiş. Bir masalda, eski bir gazete sayfası, küçük bir kâğıt uçak olup gökyüzünde süzülüyormuş. Başka bir masalda ise, pet şişe, sevimli bir saksıya dönüşüp içinde rengârenk çiçekler yetiştiriyormuş. Çocuklar bu hikâyeleri dinlerken, atıkların aslında birer hazine olduğunu anlamış. Her şeyin yeniden kullanılabileceğini fark etmişler. Artık boş bir kutu gördüklerinde, onu atmak yerine neye dönüşebileceğini hayal ediyorlarmış.
Bu şekilde, çevre duyarlılığı masalları sayesinde çocuklar, geri dönüşümün sadece bir kural değil, aynı zamanda eğlenceli bir yolculuk olduğunu öğrenmiş. Masalların içindeki renkli karakterler, onlara her adımda rehberlik etmiş. Sonuçta, her çocuk elindeki malzemeyi dönüştürmenin mutluluğunu yaşamış ve doğaya olan sevgisi katlanarak büyümüş.
Doğayla Dost Olmanın Sırları
Artık masalların büyülü dünyasında çocuklar, doğanın kalbine doğru bir yolculuğa çıkarlar. Bu yolculukta onlara rehberlik eden en önemli şey, doğayla dost olmanın sırlarını keşfetmektir. Her bir masal, minik bir kahramanın gözünden doğanın dilini öğrenme macerasını anlatır. Bu maceralar sayesinde çocuklar, etraflarındaki dünyayı sadece izlemekle kalmaz, aynı zamanda onun bir parçası olduklarını da hissederler. Doğadaki her varlıkla kurulan bu sıcak bağ, onlara hayat boyu sürecek bir sevgi ve saygı tohumu eker.
Doğayla uyumlu bir yaşam, aslında küçük bir çocuğun içten merakıyla başlar. Bir kelebeğin peşinden koşarken, bir karıncanın yuvasına giden yolu izlerken ya da bir ağacın gölgesinde dinlenirken çocuk, doğanın bir parçası olduğunu deneyimler. Çevre duyarlılığı masalları işte bu anları daha da anlamlı kılar. Örneğin, bir masalda küçük bir ayı, ormandaki arkadaşlarına yardım etmek için her gün bir avuç ceviz toplar. Ayının bu küçük hareketi, zamanla tüm ormanın kışa hazırlanmasına yardımcı olur. Çocuk bu masalı dinlerken, doğaya karşı sorumluluğunun ne kadar değerli olduğunu fark eder. Artık o da bir ağaç dikmek ya da bir kuşa su vermek ister.
Karşılıklı saygı öğretileri ise bu masalların en güzel armağanıdır. Masal kahramanları, doğadaki her canlının bir amacı olduğunu ve her birine saygı duymak gerektiğini öğrenir. Bu değerler, çocukların kalbinde derin bir iz bırakır. Bir masalda, küçük bir kız çocuğu, bir çiçeğin ona gülümsediğini görür. Çiçek, “Beni koparma,” der, “Bırak herkes benim güzelliğimi görsün.” Kız, çiçeğin isteğine saygı duyar ve onu olduğu yerde bırakır. Bu basit ama etkili hikaye, çocuğa doğanın bir parçası olmanın ne demek olduğunu öğretir. Artık o da bir ağacın dalını kırmaz, bir böceği ezmez. Çünkü bilir ki, her canlının yaşama hakkı vardır ve bu hakka saygı duymak gerekir.
Doğayla dost olmanın temel değerleri: Bu masallar, çocuklara sabrı, paylaşmayı ve şefkati aşılar. Bir tırtılın kelebeğe dönüşmesini izleyen çocuk, sabrın güzelliğini anlar. Bir sincabın cevizleri paylaştığını gören çocuk, paylaşmanın mutluluğunu keşfeder. Bir annenin yavrusuna şefkatle sarıldığını duyan çocuk, sevginin gücünü hisseder. Tüm bu değerler, çocuğun doğayla olan bağını güçlendirir ve onu daha duyarlı bir birey haline getirir. Her masal, bu sırları fısıldar ve çocuğun kalbinde bir umut ışığı yakar.
Kuşlarla Konuşan Çocuk
Bir zamanlar, minik bir çocuk vardı. Adı Ege’ydi. Ege, her gün bahçesindeki büyük çınar ağacının altında oturur, kuşların cıvıltılarını dinlerdi. Ama bir türlü onlarla konuşamıyordu. Bu durum onu biraz üzüyordu. Ta ki bir sabah, çevre duyarlılığı masalları kitabından okuduğu bir hikaye aklına gelene kadar. Masalda, bir çocuk kuşlarla nasıl arkadaş oluyorsa, Ege de aynısını yapmaya karar verdi. Önce bir avuç buğday aldı ve avucunu açıp bekledi. İlk başta hiçbir kuş yaklaşmadı. Ama Ege sabırla bekledi. Günler geçti, haftalar geçti. Bir sabah, minik bir serçe, Ege’nin avucundaki buğdayı gagalamaya başladı. İşte o an, Ege’nin kalbinde bir kıpırtı oldu.
Kuş dostlukları böyle başladı. Serçe, her gün gelir oldu. Ege ona “Cıvıltı” adını verdi. Cıvıltı, Ege’nin en yakın arkadaşı oldu. Ona şarkılar söyler, kanat çırpar, bazen de Ege’nin omzuna konardı. Ege, Cıvıltı sayesinde doğayla konuşmayı öğrendi. Bir gün Cıvıltı, gagasında küçük bir dal parçasıyla geldi. Dalın üzerinde minik bir tırtıl vardı. Ege, tırtılı dikkatlice bir yaprağın üzerine koydu. Tırtıl, yaprağı kemirerek yoluna devam etti. Ege, bu anı izlerken doğadaki her canlının birbirine nasıl bağlı olduğunu anladı. Bu bağ, bir iplik gibiydi. Cıvıltı’nın getirdiği tırtıl, bir gün kelebeğe dönüşecekti. Ve o kelebek, çiçeklerin tozlaşmasına yardım edecekti.
Doğa iletişimi işte böyle bir şeydi. Ege, artık sadece kuşlarla değil, rüzgarla, ağaçlarla ve hatta toprakla bile konuşabiliyordu. Rüzgar estiğinde, onun fısıltısını duyuyordu. Yağmur yağdığında, damlaların şarkısını dinliyordu. Bir gün, Ege’nin annesi bahçeye çıktı ve onu ağacın altında gözleri kapalı bir şekilde otururken buldu. “Ne yapıyorsun oğlum?” diye sordu. Ege, gözlerini açmadan cevap verdi: “Sus anne, toprakla konuşuyorum. Bana güneşin sıcaklığını ve yağmurun tadını anlatıyor.” Annesi gülümsedi. Çünkü o da biliyordu ki, çocuğu artık doğayla dost olmuştu. Çevre duyarlılığı masallarının gücüyle Ege, etrafındaki dünyayı daha derinden hissetmeyi öğrenmişti.
Toprağın Sıcak Kucaklaması
Bir varmış bir yokmuş, çocukların en sevdiği oyun alanı, evlerinin hemen yanındaki küçük bir bahçeymiş. Bu bahçede rengarenk çiçekler açar, minik böcekler yaprakların arasında saklanırmış. Ama en güzeli, toprağın sıcak kucaklamasıymış. Bir gün minik bir kız çocuğu olan Ela, elindeki tohumu toprağa gömmüş. Üzerini nazikçe örtmüş ve her gün sulamış. Toprak, bu küçük tohuma sarılmış ve ona büyümesi için ihtiyacı olan tüm sevgiyi vermiş. Ela, toprağın sadece bir şey değil, canlı bir varlık olduğunu anlamış. Bu sayede çevre duyarlılığı masalları gibi hikayeler, çocuklara toprağın ne kadar kıymetli olduğunu fısıldarmış.
Ela, bir gün elindeki atık kağıdı yere atmak üzereyken, toprağın altından bir solucanın başını uzattığını görmüş. Solucan ona, “Lütfen benim evimi kirletme,” demiş. Ela çok utanmış. O andan itibaren çöplerini hep çöp kutusuna atmaya karar vermiş. Doğa koruma bilinci işte böyle küçük anlarda başlarmış. Toprağa saygı duymak, aslında tüm canlılara saygı duymak demekmiş. Çünkü toprak, her şeyin anasıymış. Onu korumak, gelecekteki tüm güzellikleri korumak anlamına gelirmiş.
Ela’nın bahçesindeki çiçekler her geçen gün daha da büyümüş. Onları izlerken Ela, toprağın ne kadar büyülü bir yer olduğunu düşünmüş. Minicik bir tohumu alıp kocaman bir ağaca dönüştüren bu sıcak kucaklama, her çocuğun kalbinde bir sevgi tohumu eker. Artık Ela, her gün toprağa teşekkür eder ve ona zarar vermemek için elinden geleni yaparmış. Bu masal da gösterir ki, doğayı sevmek ve korumak, en güzel oyunlardan biridir.



