Çiçeklerle Dolu Şenlikte Sürpriz Misafirler


Bir varmış, bir yokmuş. Güneşin altın rengiyle uyandığı bir sabah, minik bir kasabanın ortasındaki çiçek bahçesi şenliğe hazırlanıyormuş. Her renkten gül, papatya ve lale, rüzgarla usulca dans ediyormuş. İnsanlar sepetlerini kapıp koşuştururken, küçük bir kız çiçeğin birine yaklaşıp fısıldamış: “Acaba bugün bize kimler misafir olacak?”
Derken, birdenbire gökyüzünde minik bir hareketlenme olmuş. Önce bir kelebek, sonra bir tane daha, derken onlarcası çiçeklerin üzerine konmuş. Ama bu sıradan kelebekler değilmiş. Kanatlarında gümüş parıltılar taşıyan, uçtukça etrafa çiçek tozu saçan sihirli kelebeklermiş bunlar. Çocuklar sevinçle bağırmış: “Bakın! Kelebekler gelmiş!”
Şenlikteki herkes bu sürpriz misafirlere hayran kalmış. Kelebekler, papatyaların yanına konup tatlı bir şarkı mırıldanmış. Sonra bir tanesi küçük kızın omzuna konmuş. Kız, kelebeğin kanadındaki gümüş desenlere dokunmaya korkmuş. Ama kelebek, sanki onu rahatlatmak ister gibi kanatlarını hafifçe sallamış. O an herkes, bu anın unutulmaz olduğunu anlamış.
Gün ilerledikçe kelebekler, çiçeklerin arasında saklambaç oynamış. Çocuklar onları izlemekten yorulmamış. Akşam olduğunda, kelebekler bir bir kaybolmaya başlamış. Küçük kız, “Yarın yine gelir misiniz?” diye sormuş. Kelebeklerden biri, son bir kez dönüp kanadını sallamış. Sanki “Evet” der gibiymiş. O gece herkes, bu güzel sürprizin hayalini kurarak uykuya dalmış.



