Bıcırık Arının Bal Peşindeki Serüveni


Bir varmış, bir yokmuş. Koskoca bir çayırın ortasında, minicik bir arı yaşarmış. Adı Bıcırık’mış. Bıcırık, bal peşinde koşmayı çok severmiş. Her sabah güneşle birlikte uyanır, kanatlarını bir güzel silker ve yola koyulurmuş. O gün de hava mis gibi kokuyormuş. Papatyalar, menekşeler, lavantalar hep bir ağızdan Bıcırık’a sesleniyormuş: “Gel Bıcırık, gel! Balımızı topla!”
Bıcırık hemen en yakın papatyaya konmuş. Hortumuyla bir yudum nektar almış. Ama tadı biraz tuhaf gelmiş. “Bu çiçeğin balı pek tatlı değil,” diye mırıldanmış. Sonra bir menekşeye uçmuş. O da öyle. Bıcırık biraz düşünmüş. Acaba en tatlı bal neredeydi? Annesi ona hep şöyle derdi: “En güzel bal, en çok sevgiyle büyüyen çiçeklerde olur.” Bıcırık bu sözü hiç unutmamış.
Hemen uçmaya başlamış. Çayırın ötesine, küçük bir tepeye doğru yönelmiş. Orada, yaşlı bir ceviz ağacının gölgesinde, upuzun bir sarmaşık görmüş. Sarmaşığın üzerinde kocaman, pembe çiçekler açmış. Bıcırık çiçeğe konar konmaz, burnuna öyle güzel bir koku gelmiş ki! Hemen hortumunu daldırmış. Bir yudum almış, gözleri parlamış. İşte aradığı bal buydu. “Ne kadar tatlı!” diye sevinçle bağırmış. Hemen kovanın yolunu tutmuş. O gün, kovanındaki bütün arılara bu tatlı baldan ikram etmiş. Herkes çok mutlu olmuş. Bıcırık da o gece, yorgun ama mutlu, mışıl mışıl uyumuş.



