Miran’ın Gizli Bahçede Bulduğu Altın Çan


Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, küçük bir köyde Miran adında meraklı bir çocuk yaşarmış. Miran’ın en sevdiği şey, evlerinin arkasındaki gizli bahçede vakit geçirmekmiş. Bu bahçe o kadar büyük ve o kadar eskiymiş ki içinde kaybolmak işten bile değilmiş. Bir gün güneş henüz doğarken, Miran yine bahçeye gitmiş. Etrafta öyle güzel bir sessizlik varmış ki kuşlar bile henüz uyanmamış. Minik elleriyle ıslak çimenleri aralayan Miran, birden toprağın altından parlayan bir şey fark etmiş.
Miran dikkatlice eğilmiş ve toprağı biraz daha kazmış. Ne görsün? Küçücük, pırıl pırıl bir altın çan! Çan o kadar hafifmiş ki rüzgar esse ses çıkaracak gibi duruyormuş. Miran çanı alıp avucuna koymuş. Çanın üzerinde minik desenler varmış. Bazı desenler yaprağa, bazıları da bir kuş tüyüne benziyormuş. Miran heyecanla çanı sallamış ama hiç ses çıkmamış. “Acaba bu çan neden sessiz?” diye düşünmüş. Köydeki en bilge kişi olan dedesine sormaya karar vermiş.
Dedesinin evine koşmuş. Nefes nefese içeri girmiş ve altın çanı göstermiş. Dedesi çanı eline almış, uzun uzun incelemiş. Sonra gözlerinin içi gülerek şöyle demiş: “Bu çan, sadece gerçek bir iyilik yapıldığında çalar evlat. Onu bulduğun için çok şanslısın.” Miran çok şaşırmış. “Peki onu nasıl çaldırabilirim?” diye sormuş. Dedesi cevap vermiş: “İyilik yaparak. Ama sıradan bir iyilik değil, kalpten gelen bir yardım.”
Miran ertesi gün bahçede oynarken küçük bir kuşun yuvadan düştüğünü görmüş. Kuşcuk korkudan titriyormuş. Miran hemen yanına gitmiş, onu nazikçe alıp yuvasına koymuş. Tam o anda cebindeki altın çan tatlı tatlı çalmaya başlamış. Ses o kadar güzelmiş ki bütün bahçe şenlenmiş. Miran o gün anlamış ki en büyük hazine, içten gelen iyiliklermiş.



