Aras’ın Dondurma Fabrikasında Tatlı Macerası


Bir varmış bir yokmuş. Küçük bir kasabada, nehir kenarındaki yel değirmeninin gölgesinde, sevimli bir dondurma fabrikası varmış. Bu fabrikanın adı Aras Fabrikasıymış. Fabrikanın bacasından her gün pembe, mor ve altın sarısı dumanlar yükselirmiş. O dumanları gören herkesin içi bir tatlı huzurla dolarmış. Bir gün, Aras adında minik bir çocuk, fabrikanın önünden geçerken kapının aralığından gelen o muhteşem kokuyu duymuş. Mis gibi çilek, vanilya ve çikolata kokuları birbirine karışıyormuş. Aras dayanamamış ve kapıyı aralamış.
İçerisi bir masal ülkesine benziyormuş. Dev gibi kazanlarda rengarenk sütler kaynıyor, tavandan sarkan bakır borulardan gurul gurul sesler geliyormuş. Tam o sırada, üzerinde çikolata lekeli bir önlük olan, güler yüzlü bir amca belirmiş. “Hoş geldin küçük gezgin,” demiş. Bu amca, fabrikanın sahibi Dondurmacı Dede’ymiş. Aras’ı elinden tutup gezmeye başlamış. Önce kocaman bir fıçının içine bakmışlar. O fıçının içinde süt dans ediyor, dönüp duruyormuş. Dondurmacı Dede, “Burada sütle şeker arkadaş olur,” diye fısıldamış. Aras, o beyaz köpüklerin arasında minik vanilya çiçekleri görür gibi olmuş.
Sonraki odada ise meyveler konuşuyormuş. Koca bir havuzun içinde çilekler, muzlar ve böğürtlenler yüzüyormuş. Aras, bir çileğin üzerindeki su damlasına dokunmak istemiş ama eli kaymış ve plop diye havuza düşüvermiş. Neşeyle gülmüş. Dondurmacı Dede ona uzun bir kaşık uzatmış. “Al bakalım, tadına bir bak,” demiş. Aras kaşığı daldırıp çıkarmış. Kaşık, parlayan pembe bir dondurmayla kaplanmış. Diline değdiği anda, içinde bir bahçenin açtığını hissetmiş. Bu sırada fabrikanın bir köşesinde, minik bir fırın varmış. O fırının içinde kurabiyeler pişiyor, karamel damlaları şarkı söylüyormuş. Aras, bu tatlı maceranın hiç bitmesini istememiş. Ama akşam olmuş, güneş batmış. Dondurmacı Dede, Aras’a küçük bir kutu hediye etmiş. Kutunun içinde üç top dondurma varmış: biri çilekli mutluluk, biri vanilyalı dostluk, biri de çikolatalı cesaret.



