Yiğit’in Rüzgârla Şarkı Söyleyen Gemisi


Bir varmış bir yokmuş. Deniz kenarında küçük bir köyde Yiğit adında bir çocuk yaşarmış. Yiğit’in en büyük hayali mavi sulara açılmakmış. Her gün babasının balıkçı teknesine bakar, iç geçirirmiş. Bir sabah, plajda yürürken kumların arasında eski, yıpranmış bir şişe bulmuş. Şişenin içinde küçük bir nota varmış. Notta şunlar yazılıymış: “Rüzgârın şarkısını duy, tahtalarına güven. Kendi gemini yap ve özgürlüğe yelken aç.”
Yiğit’in gözleri parlamış. Hemen eve koşmuş. Eski tahtaları, düğmeleri ve bir parça bezi toplamış. Küçük bir gemi yapmaya karar vermiş. Annesi ona yardım etmiş. Babası ise ona bir ip ve küçük bir çapa vermiş. Yiğit, gemisini yaparken çok heyecanlıymış. Tahtaları tek tek zımparalamış, yelkeni dikkatlice bağlamış. Sonunda gemi hazır olmuş. Yiğit ona “Rüzgârla Şarkı Söyleyen Gemi” adını vermiş.
Gemi suya indiğinde hafif bir rüzgâr esmiş. Yelken şişmiş ve gemi yavaşça ilerlemeye başlamış. Yiğit çok mutlu olmuş. Ama bir süre sonra rüzgâr durmuş. Gemi kıpırdamaz olmuş. Yiğit üzülmüş. Gemisinin şarkı söylemediğini düşünmüş. O sırada bir martı gelip geminin direğine konmuş. Martı ona bakıp “Cik cik,” demiş. Yiğit gülümsemiş. “Belki de rüzgâr beklemek gerek,” diye düşünmüş. Bir süre sonra hafif bir esinti yeniden başlamış. Gemi bu kez daha hızlı gitmiş. Yiğit, gemisinin aslında sabırla beklemenin ve doğanın gücüne güvenmenin şarkısını söylediğini anlamış.
Akşam olurken Yiğit gemisini kıyıya çekmiş. Babası ona sarılmış. “Aferin oğlum, gerçek bir kaptan gibisin,” demiş. Yiğit o gece yatağında yatarken rüzgârın sesini dinlemiş. O ses ona yarın yeni maceraların beklediğini fısıldamış. Gözlerini kapatmış ve rüyasında sonsuz mavi denizlerde süzülmüş.



