Sisli Bir Sabah Ormanda Saklambaç Oynayan Tavşanlar


Sis, ağaçların arasında beyaz bir yorgan gibi uzanmıştı. Orman, yumuşacık bir sessizliğe bürünmüştü. İşte tam o sırada, minik bir tavşan olan Pamuk, kardeşi Zıpzıp’a döndü. “Haydi saklambaç oynayalım,” dedi fısıldayarak. Zıpzıp’ın gözleri parladı. Çünkü sisli bir sabah, saklambaç için en güzel zamandı. Sadece bir ağacın arkasına geçmek yetmezdi. Sis, her şeyi bir peri masalına dönüştürmüştü.
Pamuk, gözlerini sıkıca kapadı ve yavaşça saymaya başladı. “Bir, iki, üç…” Zıpzıp ise hemen bir mantarın yanına koştu. Ama mantar çok küçüktü. Onu saklamaya yetmezdi. Sonra büyük bir meşe ağacının kovuğunu gördü. İçine girince, burası hem sıcak hem de çok karanlıktı. Kovuğun içi, ıslak yapraklar ve çam kokuyordu. Zıpzıp, nefesini tuttu. Pamuk saymayı bitirdiğinde, ortalıkta kimsecikler yoktu. “Neredesin Zıpzıp?” diye seslendi. Cevap vermedi.
Pamuk, önce bir çalının arkasına baktı. Sonra bir taşın dibine. Ama Zıpzıp yoktu. Biraz endişelenmeye başladı. Tam o sırada, hafif bir hışırtı duydu. Ses, büyük meşe ağacından geliyordu. Pamuk, parmak ucunda yürüyerek ağaca yaklaştı. Kovuğun içine göz attığında, iki minik gözün kendisine baktığını gördü. “Buldum!” diye bağırdı Pamuk sevinçle. İkisi de kahkahalarla güldü. Sis, onların neşeli seslerini dalların arasına taşıdı. O gün, ormanın en güzel saklambaç oyunu böylece oynandı.



