Pamuk Prenses’in Yanına Gelen Cesur Arkadaşlar


Ormanın derinliklerinde, yemyeşil ağaçların arasında küçük bir ev vardı. Bu evde Pamuk Prenses yaşardı. Bir gün evin kapısı tıp tıp tıkladı. Pamuk Prenses kapıyı açtığında karşısında minik bir tavşan gördü. Tavşanın tüyleri bembeyazdı ve gözleri upuzun kirpiklerle süslenmişti. “Merhaba,” dedi tavşan. “Adım Pofuduk. Seninle arkadaş olmak istiyorum.” Pamuk Prenses çok sevindi ve Pofuduk’u içeri davet etti.
Ertesi gün bir başka misafir daha geldi. Bu seferki renkli kanatlı bir kelebekti. Kelebek, “Ben Civciv,” dedi neşeyle. “Uzaktan evinin ışığını gördüm. Çok yalnızdım.” Pamuk Prenses ona da kucak açtı. Artık evde üç dost vardı. Birlikte oyunlar oynuyor, şarkılar söylüyorlardı. Ama bir gün Pofuduk üzgün üzgün dolaşmaya başladı.
“Neyin var Pofuduk?” diye sordu Pamuk Prenses. Tavşan başını eğdi. “Bahçedeki havuçların hepsini yalnız başıma yedim,” dedi. “Bunu yapmamalıydım. Şimdi hiç havuç kalmadı.” Pamuk Prenses gülümsedi. “Sorun değil,” dedi. “Birlikte yeni havuçlar ekebiliriz.” Civciv de hemen yardım teklif etti. Üçü birlikte toprağı kazdı, tohumları ekti ve üzerine su döktü. Günler geçtikçe filizler büyüdü. Sonunda upuzun, turuncu havuçlar çıktı ortaya. Pofuduk çok mutluydu. “Paylaşmak ne güzelmiş,” dedi. O günden sonra her şeyi birlikte yapmaya karar verdiler.
Bir akşam, güneş batarken Pamuk Prenses arkadaşlarına döndü. “Siz benim en cesur arkadaşlarımsınız,” dedi. “Çünkü yalnızlığı yenip yanıma geldiniz.” Civciv kanatlarını çırptı. “Asıl sen cesursun,” dedi. “Her şeye rağmen gülümsüyorsun.” O gece üç dost, yıldızların altında yan yana uyudular. Rüyalarında bile birbirlerini korudular. Sabah olduğunda güneş ışıkları odayı doldurdu. Yeni bir macera onları bekliyordu. Ama bu sefer hiç korkmuyorlardı. Çünkü birlikte her şeyin üstesinden gelebileceklerini biliyorlardı.



