Renkli Bulutların Peşinden Giden Çocuklar


Bir varmış bir yokmuş. Gökyüzünde rengârenk bulutlar belirmiş. Minik bir kız olan Ela, pencereden dışarı bakıyormuş. Pembe bir bulut görmüş. Bulut yavaşça süzülüp uzaklaşmış. Ela hemen dışarı fırlamış. Arkadaşı Can da onu görmüş. “Nereye gidiyorsun?” diye sormuş. Ela, “Pembe bulutun peşinden gidiyorum,” demiş. Can da katılmış ona. İkisi birden koşmaya başlamış.
Yolda bir köprüye gelmişler. Köprünün altından mavi bir dere akıyormuş. Pembe bulut dereye yansımış. Ela, “Bak, suda da bir bulut var,” demiş. Can eğilip suya dokunmuş. Su serin ve berrakmış. Tam o sırada bir tavşan geçmiş yanlarından. Tavşanın kürkü bembeyazmış. Tavşan onlara bakıp sekip uzaklaşmış. Çocuklar tavşanı izlemiş. Sonra yine buluta bakmışlar. Bulut biraz daha uzaklaşmış.
Bir tepeye tırmanmışlar. Tepe yemyeşil çimenlerle kaplıymış. Rüzgar hafifçe esiyormuş. Ela, “Bulut çok hızlı gidiyor,” demiş. Can, “Olsun, yorulmayalım,” demiş. Bir ağacın altına oturmuşlar. Ağacın dalları sarkıyormuş. Gökyüzünde şimdi üç bulut varmış. Biri pembe, biri mor, biri de turuncuymuş. Bulutlar dans ediyor gibiydi. Çocuklar sırtüstü uzanmış. Bulutları izlemeye başlamışlar. Mor bulut bir kuşa, turuncu bulut bir balığa benzemiş. Ela, “Keşke onlarla uçabilsek,” demiş. Can gülümsemiş. “Belki bir gün,” demiş. Sonra gözlerini kapatmışlar. Rüzgar tatlı tatlı esmiş. Çimenlerin kokusu etrafa yayılmış.
Bir süre sonra bir ses duymuşlar. Bir baykuş ötüyormuş uzaktan. Ela gözlerini açmış. Bulutlar kaybolmuş. Yerlerini yıldızlara bırakmışlar. Can, “Eve dönmeliyiz,” demiş. Ela başını sallamış. İkisi de kalkmış. Yavaş adımlarla eve yürümüşler. Yolda birbirlerine gülümsemişler. O gece rüyalarında rengârenk bulutların üstünde uçmuşlar.



