Altın Renkli Yaprakların Dansı


Bir zamanlar, ormanın en yüksek ağacının tepesinde minik bir sincap yaşarmış. Adı Pıtırcık’mış. Pıtırcık her sabah gözlerini açar, altın rengi yaprakların arasında dans eden güneş ışıklarını izlermiş. O sabah da her zamanki gibi uyanmış ama bir farklılık varmış. Rüzgar, yapraklara fısıldıyor gibiymiş. Pıtırcık kulağını kabartmış. Rüzgarın sesi, daha önce hiç duymadığı bir melodi gibi geliyormuş. Merakla daldan dala atlamış. Her atlayışında, altın sarısı yapraklar hışırdayarak onu selamlıyormuş.
Bir ara durup etrafına bakınmış. Ormanın her yanı sarıya, turuncuya ve kızıla boyanmış. Sanki dev bir fırça alıp tüm ağaçları renklendirmiş gibiymiş. Pıtırcık, en sevdiği ceviz ağacına gitmek istemiş. Ama yolda bir tilkiyle karşılaşmış. Tilki, yaprakların üzerinde sessizce yürüyormuş. “Merhaba Pıtırcık,” demiş tilki. “Bu kadar heyecanlı nereye gidiyorsun?” Pıtırcık cevaplamış: “Rüzgarın söylediği şarkıyı duydum. Onu bulmaya gidiyorum.”
Tilki gülümsemiş. “Rüzgarın şarkısı her yerde Pıtırcık. Ama onu duymak için biraz yavaşlamalısın.” Pıtırcık durup düşünmüş. Sonra gözlerini kapatmış. İşte o an yaprakların hışırtısını, dalların gıcırtısını ve kuşların cıvıltısını bir arada duymuş. Bu, rüzgarın şarkısıymış. Gözlerini açtığında etrafındaki her şey daha parlak görünmüş. Altın yapraklar dans ediyor, güneş her birini ayrı ayrı aydınlatıyormuş. Pıtırcık, o gün ceviz ağacına varmasa da ormanın en güzel müziğini keşfetmiş. Yavaşlamanın ve dinlemenin ne kadar değerli olduğunu anlamış. O günden sonra her sonbahar geldiğinde, Pıtırcık en sevdiği dalda oturup altın yaprakların dansını izlemiş. Ve rüzgarın şarkısını her duyuşunda, içinde bir sıcaklık hissetmiş.



