Ay Işığıyla Konuşan Minik Tavşan


Bir varmış bir yokmuş. Yemyeşil bir ormanın kıyısında, minik bir tavşan yaşarmış. Bu tavşanın adı Pamukmuş. Pamuk, gündüzleri kelebekleri kovalar, yuvarlak taşları yuvarlar, en sevdiği şey ise kocaman bir saman yığınının üzerinde zıplamakmış. Ama herkes yatma vakti geldiğinde, Pamuk’un içinde bir huzursuzluk başlarmış. Gökyüzü kararır, yıldızlar belirirken o pencereden dışarı bakar, burnunu cama dayar ve içini çekermiş.
Bir gece, dolunay o kadar parlak ve o kadar yakınmış ki Pamuk dayanamamış. Minik patileriyle kapıyı itmiş ve bahçeye çıkmış. Ay’ın yumuşak ışığı her yeri gümüş rengine boyamış. Pamuk, başını yukarı kaldırmış ve içinden geçenleri fısıldamış. “Keşke bir arkadaşım olsa,” demiş. Tam o sırada, rüzgar hafifçe esmiş ve bir ağaç dalı hışırdamış. Pamuk korkmuş, kulaklarını dikmiş. Ama sonra, duyduğu sesin bir cevap olduğunu anlamış. Ay ışığı, bir merdiven gibi yere inmiş ve Pamuk’un önünde durmuş.
Pamuk, cesaretini toplamış ve bu ışık merdivenine basmış. Her adımda etrafı daha da aydınlanmış. Yukarı çıktıkça minik kalbi hızla çarpmış. Gökyüzüne vardığında, Ay’ın kendisiyle konuştuğunu duymuş. “Merhaba küçük tavşan,” demiş Ay, yumuşak bir sesle. “Yalnız değilsin. Her gece seni izliyorum.” Pamuk, bu sese gülümsemiş. Artık uyku vakti geldiğinde korkmuyormuş. Çünkü biliyormuş ki, pencereden süzülen o gümüş ışık, onunla konuşan bir dostun selamıymış.



