Yıldızlı Gecede Arkadaşını Arayan Kirpi


Bir varmış bir yokmuş. Yıldızların pırıl pırıl parladığı, ayın gümüş gibi ışıldadığı bir gecede, minik bir kirpi uyuyamıyormuş. Adı Pıtırık’mış. Pıtırık, dikenlerinin üzerinde bir o yana bir bu yana dönüp durmuş. Ne yapsa gözüne uyku girmiyormuş. Çünkü o gece, en yakın arkadaşı olan küçük tarla faresi Minik’i çok ama çok özlemiş. Minik, gün boyunca onunla ceviz kabuğundan gemi yapmış, yaprakların üzerinde kaymış, en tatlı şarkıları birlikte söylemişti. Ama akşam olunca Minik kendi evine dönmüştü. Pıtırık, “Onu şimdi görmeliyim,” diye düşünmüş. “Yoksa bu gece hiç uyuyamayacağım.”
Pıtırık, minicik burnunu yuvasından çıkarmış. Gece havası ılık ve tatlıydı. Uzaklardan bir baykuşun yumuşak “uuu uuu” sesi geliyordu. Yıldızlar o kadar parlaktı ki, sanki her biri küçük birer fener gibi yolu aydınlatıyordu. Pıtırık cesaretini toplamış ve yuvasından çıkmış. Minik’in evi, eski bir meşe ağacının kovuğundaydı. Oraya gitmek için karanlık bir patikadan geçmesi gerekiyordu. Pıtırık, dikenlerini dikmiş, adımlarını dikkatle atmaya başlamış. “Belki de yolda arkadaşımı bulurum,” diye mırıldanmış kendi kendine. Ama etrafta kimsecikler yoktu. Sadece rüzgarın yapraklarla fısıldaştığını duyuyordu.
Yürürken bir de bakmış ki, önünde parlayan bir şey var. Küçük, yeşil bir ışık. Pıtırık önce korkmuş. Ama sonra o ışığın bir ateş böceği olduğunu anlamış. Ateş böceği, kanatlarını çırparak Pıtırık’ın etrafında dönmüş. “Merhaba kirpi,” demiş. “Bu gece neden yalnız başına dolaşıyorsun?” Pıtırık, arkadaşını aradığını anlatmış. Ateş böceği, “Ben sana yol gösterebilirim,” demiş. “Ama önce bana bir iyilik yapmalısın. Şu taşın altında sıkışmış bir tırtıl var. Onu kurtarmama yardım eder misin?” Pıtırık hemen taşa doğru gitmiş. Dikenleriyle taşı yavaşça itmiş ve tırtıl özgürlüğüne kavuşmuş. Tırtıl, “Teşekkür ederim kirpi kardeş,” demiş. “Sen çok iyi kalplisin.”
Pıtırık, ateş böceğinin ışığı sayesinde yolu daha rahat buluyormuş. Tam o sırada, bir çalının arkasından hıçkırık sesi duymuş. Ses, ince ve üzgün bir hıçkırıktı. Pıtırık merakla çalıya yaklaşmış. Bir de ne görsün? Minik tarla faresi, gözleri yaş içinde, bir yaprağın altına saklanmış. “Minik!” diye bağırmış Pıtırık. “Seni buldum! Ama neden ağlıyorsun?” Minik, başını kaldırmış ve “Seni kaybettim sandım,” demiş. “Uyuyamadım. Seni görmek için dışarı çıktım ama yolumu kaybettim. Çok korktum.” Pıtırık, hemen arkadaşının yanına gitmiş. Dikenlerini yumuşatmış ve Minik’e sarılmış. “Korkma,” demiş. “Ben buradayım. Ateş böceği arkadaşımız da bize yardım ediyor.”
Üç arkadaş birlikte meşe ağacına doğru yola çıkmış. Ateş böceği önden gidiyor, Pıtırık ve Minik el ele yürüyorlarmış. Yolda konuşmuşlar, gülmüşler. Pıtırık, Minik’e ceviz kabuğundan gemiyi nasıl daha büyük yapabileceklerini anlatmış. Minik de ona yeni bir şarkı öğretmiş. Gökyüzünde bir yıldız kaymış ve hepsi dilek tutmuş. Pıtırık, “Keşke her gece böyle arkadaşlarımla olabilsem,” diye dilemiş. Sonunda Minik’in evine varmışlar. Ateş böceği vedalaşıp kendi yoluna gitmiş. Pıtırık ve Minik, ağaç kovuğunun içine girmişler. Minik, yumuşacık yosunlardan bir yatak yapmış. Pıtırık da yanına kıvrılmış. Dışarıda yıldızlar hâlâ parlıyormuş. Ama ikisi de artık hiç korkmuyormuş. Gözlerini kapamışlar ve en tatlı rüyalara dalmışlar. Birbirlerine sımsıkı sarılıp, sabaha kadar huzurla uyumuşlar.



