Minik Sincabın Altın Ceviz Arayışı


Bir varmış bir yokmuş. Ormanın en yeşil köşesinde, yaprakların hışırtısıyla uyanan minik bir sincap yaşarmış. Adı Pıtırcık’mış. Pıtırcık’ın en büyük merakı, ormanın derinliklerinde saklı olduğu söylenen altın bir cevizi bulmakmış. Bir gün, sabah güneşi ağaçların arasından süzülürken, Pıtırcık yola koyulmuş. Yanına sadece en sevdiği küçük bir fındık kabuğu almış. Yürüdükçe yürümüş, minik patileri yosunların üzerinde sessizce ilerlemiş.
Derken karşısına yaşlı bir baykuş çıkmış. Baykuşun tüyleri gece mavisiymiş ve gözleri altın gibi parlıyormuş. Pıtırcık heyecanla sormuş: “Altın cevizi nerede bulabilirim?” Baykuş kanatlarını hafifçe açarak cevaplamış: “O ceviz, sabrın ve iyiliğin meyvesidir. Onu aramaktan çok, onu hak etmek önemlidir.” Pıtırcık bu sözleri tam anlamamış ama yine de yola devam etmiş. Kalbi küt küt atıyormuş. Acaba ceviz bir mağarada mıydı, yoksa bir derenin kenarında mı?
Yol boyunca minik bir tavşan görmüş. Tavşan üzgün üzgün oturuyormuş. Pıtırcık yaklaşmış: “Neden üzgünsün?” Tavşan iç çekmiş: “Havucumu kaybettim, çok acıktım.” Pıtırcık, yanındaki küçük fındık kabuğunu çıkarıp tavşana uzatmış. “Al, bu benim en sevdiğim ama sana yardım etmek isterim.” Tavşanın yüzü aydınlanmış. Teşekkür edip havuçlarını aramaya gitmiş. Pıtırcık yalnız kalmış ama içinde garip bir sıcaklık hissetmiş. Paylaşmanın verdiği mutluluk, altın cevizden bile değerliymiş gibi gelmiş.
Güneş batmaya başlamış. Ormanın renkleri turuncuya ve mora dönüşmüş. Pıtırcık yorulmuş, bir ağaç kovuğuna kıvrılmış. Gözlerini kapatırken, birden kovuğun içinde bir parıltı görmüş. Küçük, yuvarlak ve upuzun bir altın parıltı. Ceviz! Tam karşısında duruyormuş. Ama ceviz ona ait değilmiş. Kovuğun sahibi olan bir kirpinin yuvasıymış burası. Pıtırcık cevize dokunmamış. Sadece bir an izlemiş ve sessizce dışarı çıkmış. O gece, yıldızların altında uyurken, asıl altın cevizin arkadaşlık ve iyilik olduğunu anlamış.



