Kaan’ın Mavi Dağlarda Saklı Hazineyi Arayışı


Bir varmış, bir yokmuş. Uzak diyarlarda, masmavi dağların arasında küçük bir köy varmış. Bu köyde Kaan adında meraklı bir çocuk yaşarmış. Kaan’ın en büyük hayali, büyükbabasının anlattığı mavi dağlarda saklı bir hazineyi bulmakmış. Dedesi, “O hazineyi yalnızca kalbi temiz olanlar görebilir,” dermiş. Kaan her gün dağların eteklerine gider, kayaların arasını, mağaraların derinliklerini incelermiş.
Bir sabah, güneş dağların ardından süzülürken, Kaan yola koyulmuş. Yanına sadece bir parça ekmek ve matarasındaki suyu almış. Ormanın içinde yürürken bir puhu kuşunun sesini duymuş. Kuş sanki ona bir şey söylemek ister gibi ötüyormuş. Kaan kuşu takip etmiş. Yol boyunca minik çiçekler, rengârenk kelebekler ve kıvrımlı patikalar varmış. Derken birden karşısına bir nehir çıkmış. Nehir öyle hızlı akıyormuş ki, karşıya geçmek imkânsız görünüyormuş.
Kaan biraz düşünmüş. Sonra nehrin kenarındaki taşları dikkatlice seçmiş ve bir köprü kurmaya karar vermiş. Her taşı yerleştirirken dikkatli olmuş, kaymaması için bastırmış. Nihayet küçük bir taş köprü yapmayı başarmış. Karşıya geçer geçmez, karşısında dev bir mağara görmüş. Mağaranın ağzından hafif bir ışık sızıyormuş. Kaan’ın kalbi heyecanla çarpmış. Acaba hazine burada mıydı?
İçeri girmiş. Mağaranın duvarları yosunlarla kaplıymış ve tavandan sarkıtlar sarkıyormuş. Tam ilerlemeye başlamış ki, ayağı bir taşa takılıp düşmüş. Dizini acıtmış, gözleri dolmuş. Ama hemen kalkmış ve elbisesini silkelemiş. “Vazgeçmek yok,” demiş kendi kendine. O sırada mağaranın derinliklerinden bir fısıltı duymuş. Bu, puhu kuşunun sesine benziyormuş. Kaan sesi takip etmiş ve sonunda küçük bir odaya ulaşmış. Odanın ortasında bir sandık duruyormuş. Sandığı açtığında içinde altınlar ya da mücevherler değil, parlayan bir taş ve bir not bulmuş. Notta şunlar yazılıymış: “Gerçek hazine, bu yolculukta öğrendiklerindir. Cesaretin, sabrın ve iyi kalbin en büyük hazinedir.” Kaan gülümsemiş. Taşı cebine koymuş ve mutlu bir şekilde evine dönmüş.



