Okyanusun Derinlerinde Parlayan Dostluk


Bir varmış, bir yokmuş. Denizlerin en derin, en karanlık yerinde, minicik bir denizanası yaşarmış. Adı Pırıltı’ymış. Pırıltı, arkadaşlarından farklıymış. Çünkü o, karanlıkta parlayan bir dostluk ışığı taşırmış içinde. Ama bu ışık, sadece iyilik yapınca yanarmış. Pırıltı, yalnız olduğu için bu ışığın nasıl yandığını unutmuş. Küçük kalbi üzgünmüş.
Bir gün, derin bir mağarada kaybolmuş bir yavru balık görmüş. Balık ağlıyormuş. Pırıltı, “Neden ağlıyorsun?” diye sormuş. Balık, “Evimi bulamıyorum, çok korkuyorum,” demiş. Pırıltı, ona yardım etmek istemiş. İşte tam o anda, karnının altından minik bir ışık süzülmüş. Pırıltı çok sevinmiş. Balığa, “Benimle gel, sana ışık tutayım,” demiş. İkisi birlikte yüzmeye başlamışlar.
Yolculuk sırasında Pırıltı’nın ışığı giderek büyümüş. Bir ara bir ahtapotun ayağı bir yosuna takılmış. Ahtapot çırpınıyormuş. Pırıltı yavaşça yaklaşmış. “Sana yardım edebilir miyim?” diye sormuş. Ahtapot önce korkmuş. Ama Pırıltı’nın ışığı o kadar yumuşak ve sıcakmış ki, ahtapot sakinleşmiş. Pırıltı, dostça dokunarak yosunu çözmüş. Ahtapot kurtulmuş ve ona teşekkür etmiş. Artık üç arkadaş olmuşlar.
Birlikte yüzerken bir deniz kaplumbağasına rastlamışlar. Kaplumbağa çok yaşlı ve yorgun görünüyormuş. Sırtında bir midye kabuğu varmış. Pırıltı, “Sana nasıl yardım edebilirim?” diye sormuş. Kaplumbağa, “Kabuğum çok ağır, onu taşıyamıyorum,” demiş. Pırıltı, arkadaşlarına bakmış. Balık ve ahtapot hemen yardım etmek istemiş. Birlikte çalışarak midyeyi kaplumbağanın sırtından almışlar. Kaplumbağa rahatlamış ve gülümsemiş. Pırıltı’nın ışığı o kadar parlamış ki, tüm mağara aydınlanmış. İşte o zaman anlamış Pırıltı: Gerçek dostluk, birlikte parlamakmış. Artık yalnız değilmiş. Onun ışığı, tüm denizin altında bir umut gibi yanıp durmuş.



