Gizemli Fındık Ağacında Küçük Bir Sürpriz


Bir varmış, bir yokmuş. Yemyeşil tepelerin arasında, minik bir köy varmış. Bu köyün en ucunda, tek başına duran koskoca bir fındık ağacı varmış. Ağacın dalları o kadar genişmiş ki, altında on tane çocuk rahatça saklanabilirmiş. Yaprakları o kadar sıkmış ki, güneş ışığı bile aralarından zor sızarmış. Bu ağaç, köydeki herkes için çok özelmiş. Ama en çok da küçük bir kız çocuğu olan Ela için özelmiş.
Ela, her gün okuldan sonra koşarak bu ağaca gelirmiş. Çantasını yere bırakır, ağacın kalın gövdesine sırtını yaslar ve gökyüzüne bakarmış. Bir gün, tam böyle otururken, ağacın en tepesinde bir şeyin parladığını görmüş. Minik bir ışık, tıpkı bir yıldız gibi, dalların arasında titreşiyormuş. Ela’nın gözleri kocaman olmuş. “Bu da ne?” diye mırıldanmış. Hemen yanındaki arkadaşı Can’a seslenmiş. “Can, bak! Ağacın tepesinde bir şey var!” Can da gelip bakmış. O da görmüş. İkisi de çok meraklanmış.
Meraklarına yenik düşen iki arkadaş, ağaca tırmanmaya karar vermiş. Ama ağaç çok büyükmüş ve dallar çok yüksekteymiş. Önce alçak dallara basmışlar. Sonra biraz daha yukarı çıkmışlar. Her adımda kalpleri biraz daha hızlı atmış. Ela, bir dala tutunurken ayağı kaymış. Neredeyse düşecekmiş ama Can hemen onun kolunu tutmuş. “Dikkatli ol,” demiş Can. “Acele etme.” Ela derin bir nefes almış ve yavaşça yollarına devam etmişler. Dalların arasından geçerken, bir sincap onlara bakmış ve sonra hızla kaçmış. Kocaman bir kelebek, Ela’nın burnunun dibinden uçup gitmiş. Ağaç, sanki onları sınıyormuş gibiymiş.
Sonunda, en yukarıdaki kalın bir dalın üzerine oturmuşlar. Orada, iki yaprağın arasında minik bir yuva bulmuşlar. Yuvanın içinde, parlak mavi bir tüy duruyormuş. Tüy o kadar güzelmiş ki, sanki gökten kopup gelmiş gibiymiş. Ela tüyü eline almış. Tüy çok yumuşakmış ve hafifmiş. Tam o sırada, yuvanın hemen yanındaki bir delikten minik bir kuş kafasını çıkarmış. Kuş, Ela ve Can’a bakmış ve sonra tatlı bir sesle ötmüş. “Cik cik ciiiik!” Ela anlamış. Bu tüy, o minik kuşa aitmiş. Kuş, tüyünü kaybetmiş ve onu arıyormuş. Ela, tüyü yavaşça yuvanın kenarına koymuş. Kuş hemen tüyü gagalamış ve yerine yerleştirmiş. Sonra da kanatlarını bir iki kez çırpmış. Sanki onlara teşekkür ediyormuş gibiymiş.
Ela ve Can, ağaçtan inmek için geri dönmüşler. Ama bu sefer inmek çok daha kolay olmuş. Yere indiklerinde, güneş batmak üzereymiş. Gökyüzü turuncu ve pembe renklere bürünmüş. Ela, elini cebine attığında, orada küçük bir şey hissetmiş. Cebinden çıkardığında, parlak mavi tüyün aynısından bir tane daha bulmuş. Ama bu tüy, cebine nasıl girmişti? Kuş, onlara bir hediye bırakmış olabilir miydi? Ela, tüyü avucunun içine almış. Çok mutlu olmuş. Artık bu ağacın sadece bir fındık ağacı olmadığını biliyormuş. Bu ağaç, küçük sürprizlerle dolu, gizemli bir dostmuş.



