Masallar

Rüzgarın Fısıldadığı Mutlu Mesajlar

Rüzgarın Fısıldadığı Mutlu Mesajlar

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yemyeşil bir ormanın kıyısında küçük bir köy varmış. Bu köyün en sevimli evi, taş duvarları sarmaşıklarla kaplı, pencereleri her daim güneşle dolu bir evmiş. İçinde minik bir kız çocuğu yaşarmış. Adı Ela’ymış. Ela, dünyadaki en güzel şeyin mutlu mesajlar almak olduğunu düşünürmüş. Fakat bir gün, rüzgarın getirdiği tüm mesajlar solmaya, rengini kaybetmeye başlamış. Artık kimse birbirine güzel sözler fısıldamıyormuş. Rüzgar üzgünmüş, bulutlar ağırlaşmış, gökyüzü bile eski maviliğini yitirmiş.

Ela, bu duruma çok üzülmüş. Ne yapabilirim ki? diye düşünmüş. Bir sabah erkenden uyanmış ve ormana doğru yürümeye başlamış. Ormanın derinliklerinde, yaşlı bir meşe ağacının altında oturan Bilge Baykuş’u bulmuş. Baykuş, gözlüklerini düzeltip Ela’ya bakmış. “Mutlu mesajlar kayboldu çünkü insanlar onları söylemeyi unuttu,” demiş. Ela, bunun üzerine harika bir fikir bulmuş. O zaman ben herkese mutlu mesajlar fısıldarım! diye sevinmiş. Hemen koşarak köy meydanına gitmiş. Orada duran büyük çınar ağacının yapraklarına, rüzgarın taşıyabileceği küçük notlar asmış. Her nota bir teşekkür, bir sevgi sözü ya da bir gülümseme yazmış.

İlk notu, sabahları erkenden fırını yakan fırıncı amcaya yazmış: “Ekmeğiniz her sabah evimize neşe getiriyor.” Rüzgar bu notu alıp fırıncının kulağına fısıldamış. Fırıncı amca öyle mutlu olmuş ki, o gün ekmeğine biraz daha şeker koymuş. İkinci notu, her gün çiçeklerini sulayan teyzeye yazmış: “Çiçekleriniz köyümüzü cennete çeviriyor.” Rüzgar bu sözleri alıp teyzenin bahçesine bırakmış. Teyze, çiçeklerine daha bir sevgiyle bakmaya başlamış. Ela böylece her gün yeni notlar yazmış, rüzgar da bu notları köyün dört bir yanına taşımış. Kısa sürede köydeki herkes birbirine güzel sözler söylemeye başlamış. Rüzgar yeniden neşeyle esmeye, bulutlar hafiflemeye, gökyüzü mavileşmeye başlamış.

Ela’nın bu küçük hareketi, tüm köyü sarmış. İnsanlar birbirine rastladıkça gülümsüyor, “Günaydın, ne güzel bir gün!” diyorlarmış. Eskiden kimsenin aklına gelmeyen bu basit kelimeler, şimdi en değerli hazine olmuş. Rüzgarın fısıldadığı mutlu mesajlar artık sadece notlarda değil, herkesin dilinde ve kalbinde yaşıyormuş. Ela, bir akşamüstü penceresinden dışarı bakarken, gökyüzünde dans eden yaprakların her birinin bir mutluluk fısıltısı taşıdığını görmüş. İşte o an anlamış ki, mutluluk aslında paylaştıkça büyüyen bir hazineymiş. Ve bu hazineyi bulmak için yapman gereken tek şey, içten bir sözü rüzgara emanet etmekmiş.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu