Ay Işığında Dans Eden Küçük Tavşanın Hikayesi


Bir varmış bir yokmuş. Ay ışığının her gece gümüşten bir örtü gibi serildiği yemyeşil bir ormanda, küçük bir tavşan yaşarmış. Bu tavşanın adı Pamukmuş. Pamuk, diğer tavşanlardan biraz farklıymış. Çünkü o, ay ışığının dansına tutulmuş bir kalbe sahipmiş.
Her gece, orman sessizliğe büründüğünde Pamuk, gizlice yuvasından çıkar ve en yüksek tepeye tırmanırmış. Orada, ayın yumuşak ışığı altında patilerini kaldırır, kuyruğunu sallar ve dans etmeye başlarmış. Küçük bir kardelen rüzgarda sallanır gibi hafifçe eğilir, sonra bir yaprak gibi döner dururmuş. Bir gece, dans ederken ayağının altındaki taş kaymış ve Pamuk yuvarlanmış. Dizini acıtmış ve minicik gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamış.
Tam o sırada, bir baykuş sesi duymuş. “Neden ağlıyorsun küçük tavşan?” diye sormuş yaşlı bilge baykuş. Pamuk, hıçkırarak anlatmış. “Ay ışığında dans etmeyi çok seviyorum ama yapamıyorum. Hep düşüyorum,” demiş. Baykuş kanatlarını açmış ve gülümsemiş. “Dans etmek için mükemmel olmak gerekmez Pamuk. Sadece kalbinin ritmini hisset ve bırak kendini. Ay ışığı her zaman senin yanında olacak,” demiş.
Pamuk, baykuşun sözlerini içine sindirmiş. Bir daha denemiş. Bu sefer kusursuz adımlar atmaya çalışmamış. Sadece gözlerini kapatmış, hafifçe sallanmış ve ayın ona öğrettiği melodiye kulak vermiş. Patileri toprağa değdikçe minik çiçekler açmış. Ay ışığı, onun etrafında dönen bir fener gibi parlamış. O gece Pamuk, düşmekten korkmadığında asıl dansın başladığını anlamış. Ay ışığında dans eden minik tavşan, artık ormanın en mutlu yaratığıymış.



