Gökkuşağına Yolculuk Eden Cesur Kaplumbağa


Bir varmış, bir yokmuş. Küçük mavi bir kaplumbağa varmış. Bu kaplumbağanın adı Pırpır’mış. Pırpır, her gün aynı yeşil çayırda otlarmış. Ama içinde hep bir merak büyürmüş. Gökyüzüne bakıp dururmuş. Bir gün yağmur yağmış. Sonra güneş açmış. Birdenbire gökyüzünde kocaman bir gökkuşağı belirmiş. Pırpır, bu renklere hayran kalmış. “Şu gökkuşağının başlangıcına gitmeliyim,” demiş içinden.
Hemen yola koyulmuş. Kabuğu mavi ve yeşilmiş. Minik ayaklarıyla yavaşça yürümüş. Yolda bir arıya rastlamış. Arı, “Pırpır, nereye böyle acele?” diye sormuş. Pırpır, “Gökkuşağına gidiyorum, onun başlangıcını bulacağım,” demiş. Arı gülmüş. “Ama o çok uzakta,” demiş. Pırpır kararlıymış. “Önemli değil,” demiş. “Yavaş da olsam varırım.”
Yürüdükçe yorulmuş. Kabuğu biraz ağır gelmiş. Ama gökyüzündeki renkler ona güç vermiş. Kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor. Her renk ayrı bir hediye gibiymiş. Pırpır bir tepeye tırmanmış. Tam yorulduğu anda küçük bir kelebek konmuş burnuna. Kelebek, “Sen çok cesursun,” demiş. Pırpır gülümsemiş. Artık gökkuşağına çok yaklaştığını hissetmiş.
Sonunda bir derenin kenarına varmış. Gökkuşağının en parlak yeri tam derenin üzerinde duruyormuş. Pırpır suya bakmış. Suyun içinde de bir gökkuşağı varmış. İki gökkuşağı birbirine kavuşuyormuş. Pırpır, “İşte burası,” demiş sevinçle. Derenin soğuk suyuna girmiş. Yüzmüş, yüzmüş. Tam ortaya geldiğinde etrafı ışıklarla dolmuş.
O an anlamış ki, gökkuşağının başlangıcı aslında çok uzakta değilmiş. Cesaret ve merak nereye giderse, gökkuşağı da oraya gelirmiş. Pırpır, yuvasına dönerken çok mutluymuş. Artık biliyormuş ki, hayaller küçük ayaklarla da olsa gerçek olabilirmiş.



