Küçük Ayıcığın Dostluğa Açılan Kapısı


Bir varmış, bir yokmuş. Yemyeşil bir ormanın kıyısında, minik bir kulübede küçük bir ayıcık yaşarmış. Bu ayıcığın tüyleri sıcacık kahverengi, gözleri ise iki fındık gibi parlakmış. Ama içi bir türlü kıpır kıpır eden bir yalnızlıkla doluymuş. O gün, pencereden dışarı bakarken, rüzgarın getirdiği bir ses duymuş. Bir fısıltı gibi uzaktan gelen bu ses, onu meraklandırmış.
Küçük ayıcık, cesaretini toplayıp kulübesinden çıkmış. İlk adımında ayağı bir taşa takılmış, ama o yine de yürümeye devam etmiş. Ormanın içinde ilerlerken, bir tavşanın hızla koştuğunu görmüş. Tavşan, bir ağacın arkasına saklanmış ve küçük ayıcığa endişeyle bakmış. Ayıcık yavaşça yaklaşmış ve “Merhaba,” demiş. “Kayboldum. Bana yardım eder misin?” Tavşan, yumuşacık sesini duyunca korkusunu yenmiş.
Birlikte yürümeye başlamışlar. Yolda bir kuş, kanadından tüy düşürmüş. Tavşan tüyü alıp ayıcığa vermiş. Bu küçük bir hediye gibiymiş. O sırada bir kurt, uzaktan onları izlemeye başlamış. Ayıcık, kurdun gözlerindeki parıltıyı fark etmiş. Ama korkmak yerine, yanındaki tavşana dönüp “Belki o da arkadaş arıyordur,” demiş. Tavşan şaşırmış, ama başını sallamış.
Kurt, yavaşça yanlarına gelmiş. “Ben yalnızım,” demiş kurt. Sesi biraz hırıltılıymış ama içtenmiş. Küçük ayıcık, “O zaman bize katıl,” diye cevap vermiş. Üçü birlikte ormanın derinliklerine doğru yürümüş. Ayak sesleri, kuru yaprakların üzerinde hışırdamış. Gökyüzünde bulutlar yavaşça süzülüyormuş. Dostluğa açılan kapı, tam da o anda aralanmış. Ayıcık, yanındaki yeni arkadaşlarına bakıp gülümsemiş. Artık yalnız değilmiş.



