Kayıp Şemsiyesini Arayan Minik Filin Yolculuğu


Bir zamanlar, yemyeşil bir ormanın kıyısında, minik bir fil yavrusu yaşarmış. Bu minik filin en sevdiği şey, rengârenk bir şemsiyeydi. Şemsiyesi, gökyüzünden düşen yağmur damlalarını toplar ve onları küçük müzik notalarına dönüştürürdü. Her yağmurda şemsiyesini açar, dans eder ve damlaların şarkısını dinlerdi. Fakat bir gün, şemsiyesi kayboldu. Minik fil, onu her yerde aradı. Yatağının altına baktı, ağaçların arkasını kontrol etti, hatta göletteki nilüferlerin altına bile baktı. Şemsiyesi yoktu. Çok üzüldü, küçük gözlerinden minik damlalar süzüldü.
Yola çıkmaya karar verdi. Önce karınca kardeşe sordu: “Şemsiyemi gördün mü?” Karınca, minik filin hortumuna tırmandı ve “Hayır,” dedi. “Ama belki rüzgâr onu uçurmuştur. Dağın ardındaki çayıra git.” Minik fil, cesaretini topladı ve yürümeye başladı. Yolda bir tavşanla karşılaştı. Tavşan, çayırda oynarken mavi bir kumaş parçası görmüştü. Minik fil, kalbi umutla çarparak koştu. Fakat o sadece bir bayraktı. Tam pes edecekken bir kelebek fısıldadı: “Kaybettiğin şey bazen en yakınındadır, küçük dost.” Minik fil, bu sözleri anlamadı ama yine de eve dönmeye karar verdi.
Eve geldiğinde, annesi onu sıcak bir gülümsemeyle karşıladı. “Şemsiyen mi kayboldu, yavrum?” diye sordu. Minik fil başını salladı. Annesi, hortumuyla küçük bir sandığı işaret etti. “Dün gece fırtınada ıslanmayasın diye onu sen uyurken kuruttum ve buraya koydum.” Minik fil, sandığı açtığında şemsiyesini pırıl pırıl buldu. O an, kelebeğin sözlerini anladı: Kaybettiğin şey bazen en yakınındadır. Sevincinden havalara uçtu. Şemsiyesini alıp bahçeye çıktı ve yağmurun altında dans etmeye başladı. Artık şemsiyesinin şarkısı daha tatlıydı. Çünkü onu yeniden bulmuştu.



