Koca Kulak Tavşanın Cesaret Dolu Gecesi


Bir varmış, bir yokmuş. Yemyeşil bir ormanın kenarında, minik bir tavşan ailesi yaşarmış. Bu ailenin en küçük üyesinin adı Koca Kulak’mış. Adı gibi kulakları da gerçekten çok büyükmüş. O kadar büyükmüş ki, rüzgar estiğinde kulakları bayrak gibi dalgalanırmış. Koca Kulak, gündüzleri ailesiyle birlikte havuç yemeyi ve papatyaların arasında zıplamayı çok severmiş. Ama akşam olunca işler değişirmiş.
Güneş battığında, ormanın üzerine karanlık bir örtü serilirmiş. Koca Kulak işte o zaman korkuya kapılırmış. Her gölge ona kocaman bir canavar gibi görünür, her hışırtı onu yerinden sıçratırmış. Bir gece, yuvasında uyumaya çalışırken pencereden gelen tuhaf bir ses duymuş. “Hoooot… hoooot…” diye bir ses geliyormuş dışarıdan. Koca Kulak’ın yüreği küt küt atmaya başlamış. Ama bu sefer merakı korkusuna galip gelmiş. Acaba bu ses neyin sesiymiş?
Koca Kulak, cesaretini toplamış ve yavaşça yuvasından çıkmış. Ay ışığı ormanın içine gümüş rengi bir yol çiziyormuş. Tavşan, bu ışıklı yolu takip ederek sese doğru ilerlemiş. Bir süre sonra, yaşlı bir meşe ağacının dalında gördüğü şey karşısında şaşkına dönmüş. Orada, koskoca sarı gözleriyle ona bakan bir baykuş duruyormuş. Baykuş, Koca Kulak’ı görünce başını eğmiş ve “Korkma küçük dostum, sadece şarkı söylüyordum,” demiş. O an Koca Kulak anlamış ki, karanlıkta duyduğu her ses bir canavar değilmiş. Bazen sadece bir dost, bir şarkıcı ya da bir gezgin olabiliyormuş. Bu küçük keşif, onun yüreğine bir cesaret tohumu ekmiş.



