Komşu Bahçedeki Gülümseyen Elma


Bir varmış bir yokmuş. Küçük bir köyün kıyısında, yemyeşil bir bahçe varmış. Bu bahçede bir elma ağacı yaşarmış. Ama bu sıradan bir ağaç değilmiş. Dallarında kocaman, kırmızı ve gülümseyen bir elma varmış. O elma o kadar mutluymuş ki, gülümsemesi tüm bahçeyi aydınlatırmış. Tavşanlar onu görünce zıplar, kuşlar ona şarkı söylermiş.
Bir gün, minik bir çocuk olan Ege, bahçenin önünden geçiyormuş. Elmayı görmüş. “Ne kadar da güzel bir elma,” diye düşünmüş. “Onu koparıp yemek istiyorum.” Ege parmaklıklara tırmanmış. Ama dallar çok yüksekteymiş. Uzanmış, uzanmış ama yetişememiş. Tam vazgeçecekken, rüzgar hafifçe esmiş. Elma bir iki sallanmış. Sanki ona “Gel, biraz daha dene,” der gibiymiş. Ege’nin kalbi küt küt atmış.
O sırada bahçenin sahibi, yaşlı bir nine, pencereden bakıyormuş. Ege’yi görünce gülümsemiş. “Merak etme, küçük dostum,” demiş. “O elma henüz olgunlaşmadı. Bir hafta sonra gel, o zaman kendisi dalından düşecek.” Ege üzgün bir şekilde başını eğmiş. Ama nine devam etmiş. “Beklemek sabır ister. Ama bekleyince tadı daha güzel olur.” Ege, nineye teşekkür etmiş. Tam bir hafta beklemiş. Her gün bahçeye gidip elmayı izlemiş. Elma her gün biraz daha kızarmış, biraz daha gülümsemiş.
Tam bir hafta sonra, sabahın erken saatinde, Ege bahçeye gitmiş. Bir de ne görsün? Gülümseyen elma, yumuşacık bir sesle, bir yaprağın üstüne düşmüş. Ege onu hemen almış. Elma hâlâ gülümsüyormuş. Ege, elmayı yıkamış. Bir ısırık almış. O kadar tatlıymış ki, daha önce hiç böyle bir elma yememiş. O anda anlamış: Sabırla bekleyince, en güzel şeyler insanı bulurmuş.



