Uykucu Bulutun Mutlu Yolculuğu


Bir varmış, bir yokmuş. Gökyüzünün en yüksek, en mavi yerinde Uykucu Bulut yaşarmış. O kadar uykucuymuş ki, diğer bulutlar koşup oynarken o hep bir köşede esner dururmuş. Bir gün minik bir serçe ona seslenmiş: “Neden hep uyuyorsun? Hadi, rüzgarla birlikte dünyayı gezelim!” Uykucu Bulut gözlerini ovalamış. “Ama ben çok yorgunum,” demiş usulca. Serçe kanatlarını çırpmış: “O zaman seni ben götüreyim!”
İkisi birlikte yola çıkmışlar. Serçe önden uçuyor, Uykucu Bulut da onu takip ediyormuş. Az gitmişler, uz gitmişler. Dere tepe düz gitmişler. Bir de bakmışlar ki, karşılarında kocaman, upuzun bir nehir var. Nehir o kadar berrak ve güzelmiş ki, içinde minik balıkların oynaştığı görülüyormuş. Uykucu Bulut nehre eğilmiş: “Merhaba balıklar!” demiş. Balıklar suyun içinden fırlamış: “Merhaba bulut! Bize katılır mısın?” Uykucu Bulut gülmüş: “Ben suyum, siz de su. Ama ben yukarıda, siz aşağıdasınız.” diyerek nehrin üzerinde süzülmeye başlamış.
Tam o sırada bir karga bağırmış: “Dikkat et! Önünde bir ağaç var!” Uykucu Bulut çok şaşırmış. Gözlerini açmış ama ağacı görememiş. Çünkü gözleri kapalıymış meğer. Hemen kendini toparlamış ve dalların arasından süzülerek geçmiş. Ama bu sırada bir dal parçasına takılmış ve minik bir damla olup yere düşmüş. Damla, bir çiçeğin yaprağına konmuş. Çiçek ona “Hoş geldin!” demiş. Uykucu Bulut damla halinde bile olsa mutluymuş. Çünkü artık yeryüzünü de tanıyormuş.
Serçe hemen yanına gelmiş: “Korkma! Güneş seni tekrar yukarı çeker.” Gerçekten de güneş ışıkları damlayı okşamış ve Uykucu Bulut yeniden gökyüzüne yükselmiş. Artık o kadar mutluymuş ki, esnemeyi bile unutmuş. Rüzgarla dans ediyor, serçeyle şarkı söylüyormuş. O günden sonra Uykucu Bulut her sabah erkenden uyanıp dünyayı keşfetmek için yola çıkarmış.



