Bal Peteğinde Saklanan Mutluluk


Bir varmış bir yokmuş. Ormanın en güzel yerinde, rengârenk çiçeklerle dolu bir açıklık varmış. Bu açıklığın tam ortasında minik bir arı kovanı dururmuş. Bu kovanın içinde Ballıce adında, kanatları henüz çok yeni, meraklı mı meraklı bir arı yaşarmış. Ballıce her sabah uyanır, etrafındaki her şeyi süzmeye başlarmış. Yağmur damlalarının yapraklardan nasıl kaydığını, rüzgarın çiçeklerle nasıl dans ettiğini izlemekten çok hoşlanırmış.
Bir gün, diğer arılar çalışırken Ballıce, kovanın çatısında oturuyormuş. Birden, kovanın yanındaki büyük meşe ağacının tepesinde parlayan bir şey görmüş. Güneş ışığında pırıl pırıl yanıyor ama ne olduğunu çıkaramamış. Hemen yanındaki arkadaşı Pırıltı’ya sormuş: “Pırıltı, şu yukarıdaki parlayan şey ne?” Pırıltı başını kaldırmış, kanatlarını hafifçe çırpmış. “Bilmiyorum Ballıce. Belki de bir çiçek değildir. Belki de bir damla altın reçelidir,” demiş gülümseyerek. Ballıce’nin merakı daha da artmış.
Ballıce, “Ben gidip bakacağım,” diye karar vermiş. Minik kanatlarını açmış ve yavaşça meşe ağacına doğru uçmaya başlamış. Uçarken aşağıdaki çiçeklerin rengi değişiyor, yaprakların üzerinde minik böcekler geziniyormuş. Tam yarı yola geldiğinde bir rüzgar çıkmış ve onu sağa sola savurmuş. Ballıce korkmuş ama pes etmemiş. Daha sıkı çırpmış kanatlarını. Nihayet, büyük bir dala konmuş. İşte o zaman parlayan şeyi net bir şekilde görmüş.
Dalın ucunda, örümcek ağına takılmış küçük bir yaprak parçası varmış. Güneş vurdukça tıpkı bir mücevher gibi parlıyormuş. Ballıce dikkatlice yaklaşmış. Yaprağın üzerinde minik bir çizik varmış. O çiziğin içinde bir damla çiy duruyormuş. İşte asıl pırıltının kaynağı buymuş. Ballıce çok mutlu olmuş. Meğerse merak ettiği şey, doğanın küçük ve sessiz bir hediyesiymiş. Tam geri dönecekken, daldaki diğer bir yaprağın altından minik bir tırtıl başını uzatmış. “Merhaba,” demiş tırtıl. “Ben de seni izliyordum. Ne buldun?” Ballıce gülümsemiş. “Küçük bir sır buldum,” demiş. “Ama bu sırrı sana anlatabilirim.”
Ballıce, bulduğu ışıltılı yaprağı dikkatlice koparmış ve kovana geri dönmüş. Kovanın girişinde onu bekleyen annesi onu görünce rahatlamış. “Neredeydin Ballıce?” diye sormuş. Ballıce, yaprağı annesine uzatmış. “Bak anne, buldum!” demiş heyecanla. Annesi yaprağa bakmış, sonra Ballıce’nin yüzüne. “Bu çok güzel bir keşif,” demiş. “Ama unutma, en büyük mutluluk bazen en küçük şeylerde saklıdır.” O gece Ballıce, yatağına uzandığında gözlerini kapatmış. Artık biliyormuş ki her parıltının ardında bir hikaye, her hikayenin içinde bir mutluluk varmış. Ve o mutluluk, tıpkı petekteki bal gibi, paylaştıkça çoğalırmış.



