Pamuk Gibi Bulutların Üzerinde Bir Yolculuk


Bir zamanlar, küçük bir çocuk vardı. Adı Ege’ydi. Ege, her gece yatağına uzandığında tavandaki gölgelere bakardı. Ama en çok da bulutları severdi. Onların üzerinde yürümeyi, yumuşacık pamuklara dokunmayı hayal ederdi. Bir akşam, pencereyi açık bıraktı. İçeri hafif bir rüzgar girdi. Rüzgar, Ege’nin saçlarını okşadı ve ona fısıldadı. “Gel,” dedi rüzgar. “Sana bulutların ülkesini göstereyim.”
Ege, gözlerini ovuşturdu. Rüzgarın sesi çok nazikti. Hemen kalktı ve pencereye yürüdü. Dışarıda her yer bembeyazdı. Sokak lambaları bile yumuşak bir ışık veriyordu. Rüzgar, Ege’nin elini tuttu. İkisi birlikte havalandılar. Yükseldikçe evler küçüldü, ağaçlar minicik oldu. Derken bir bulutun üzerine kondu Ege. Ayaklarının altı gerçekten de pamuk gibiydi. Üstelik bulut, mis gibi vanilya ve çilek kokuyordu. Ege, şaşkınlıkla etrafına bakındı. Her tarafta parlayan küçük ışıklar vardı. Bunlar, yıldızların çocuklarıydı. Oynuyor, gülüyor ve birbirlerine masallar anlatıyorlardı.
Tam o sırada bir yıldız çocuğu, Ege’ye doğru koştu. “Oyun oynamak ister misin?” diye sordu. Ege sevinçle başını salladı. Ama bir sorun vardı. Ege, heyecanla zıplarken ayağı buluta takıldı. Yumuşacık bulutun içine düştü. Aşağıya doğru kayıyordu. Bulutun içi, tıpkı bir süt nehrine benziyordu. Ege, “Yardım edin!” diye bağırdı. Ama sesi, bulutun içinde yankılandı ve kayboldu. Korkmuştu. Nefes almaya çalıştı, ama ağzı tatlı bir pamuk şekeriyle doluyordu.
Rüzgar, Ege’nin sesini duydu. Hemen bulutun içine daldı. Rüzgarın güçlü kolları, Ege’yi kavradı. Onu yukarı, güvenli bir bulutun üzerine çekti. Ege, öksüre öksüre doğruldu. Üzeri bembeyaz olmuştu. Rüzgar, “Dikkatli olmalısın,” dedi gülümseyerek. “Bulutların içinde kaybolmak kolaydır. Ama ben her zaman yanındayım.” Ege, utandı. “Özür dilerim,” dedi. “Çok heyecanlandım.” Rüzgar, onun başını okşadı. Artık Ege, daha sakin ve dikkatliydi. Yıldız çocuklarıyla oturup birlikte bir şarkı söylediler. Şarkı, ayın yüzünü güldürdü ve geceyi daha da aydınlattı.



