Deniz Kabuklarından Yapılan Oyun Evi


Bir varmış bir yokmuş, deniz kıyısında küçük bir köy varmış. Bu köyde, saçları rüzgarda uçuşan, gözleri deniz mavisi parlayan küçük bir kız yaşarmış. Adı Derya’ymış. Derya her gün sahile gider, dalgaların getirdiği armağanları toplarmış. Bir gün, kumların üzerinde parlayan bir şey görmüş. Minicik bir deniz kabuğuymuş bu, üzerinde pembe ve mor çizgiler varmış.
Derya kabuğu eline almış ve kulağına götürmüş. Kabuğun içinden hafif bir uğultu geliyormuş. Sanki deniz fısıldıyor gibiymiş. O gün aklına harika bir fikir gelmiş. Topladığı tüm kabuklarla bir oyun evi yapmaya karar vermiş. Ertesi sabah erkenden uyanmış, sepetini alıp kumsala koşmuş. Yuvarlak beyaz kabuklar, sivri uzun kabuklar, yıldız şeklinde olanlar… Hepsini özenle biriktirmiş.
Evin duvarlarını yapmak için ince dallar bulmuş. Annesinin verdiği eski bir örtüyü de çatı olarak kullanmış. Kabukları tek tek dallara dizmeye başlamış. Bu biraz zormuş çünkü kabuklar bazen kayıp düşüyormuş. Ama Derya sabırlı bir kızmış. Vazgeçmek yok, diye mırıldanıyormuş kendi kendine.
Üç gün boyunca çalışmış. Dördüncü günün sonunda oyun evi tamamlanmış. Duvarları rengarenk kabuklarla kaplı, küçük ve şirin bir ev olmuş bu. Derya içine girdiğinde, duvarlardan hafif bir deniz kokusu geliyormuş. Sanki okyanusun kalbinde oturuyor gibi hissediyormuş.
Komşu çocukları olan Ege ve Mavi de gelip evi görmüşler. Çok beğenmişler. Hemen oyun oynamaya başlamışlar. Deniz kabuklarından yapılmış bu ev, onların en sevdiği saklanma yeri olmuş. Akşam olduğunda, Derya evin önüne oturup yıldızları seyrediyormuş. Kabukların içindeki deniz sesi, ona her gece tatlı tatlı ninniler söylüyormuş.



