Küçük Bir Filin Cesaret Dolu Yolculuğu


Bir varmış, bir yokmuş. Uçsuz bucaksız bir ormanın en yeşil köşesinde, minik bir fil yavrusu yaşarmış. Adı Ela’ymış. Ela, diğer fil yavrularından biraz daha küçükmüş. Bu yüzden kocaman kulakları ve sallanan hortumu ona hep daha sevimli görünürmüş. Ama Ela’nın en büyük derdi, annesinin yanından bir adım bile ayrılamamakmış. Yusyuvarlak gözleriyle etrafı izler, kelebeklerin peşinden koşmayı çok istermiş. Fakat içindeki kocaman bir korku, onu hep annesinin gölgesine hapsedermiş.
Bir sabah, güneş ormanın tepelerini altın sarısına boyarken, Ela’nın en sevdiği oyun arkadaşı Zıpzıp, yani minik bir tavşan, neşeyle zıplayarak yanına gelmiş. “Ela, Ela!” demiş nefes nefese. “Büyük derenin ötesinde, kocaman, rengarenk çiçekler açmış. Hiç bu kadar güzelini görmemiştim.” Ela’nın minik kalbi heyecanla çarpmaya başlamış. Rengarenk çiçekler… Onları görmeyi çok istemiş. Ama aklına hemen ormanın o karanlık ve bilinmeyen yolları gelmiş. Ya kaybolursa? Ya annesi onu bulamazsa? Bu düşüncelerle hortumunu annesine dolamış.
Fakat Zıpzıp pes etmemiş. “Korkma,” demiş tatlı bir sesle. “Beraber gideriz. Ben her yolu bilirim. Hem sen artık büyüdün.” Bu sözler Ela’nın içinde bir kıvılcım yakmış. Hortumunu yavaşça annesinden ayırmış. Derin bir nefes almış. Ormanın o bildik kokusu burnuna gelmiş. Ama bu kez, içinde bir merak uyanmış. Belki de gerçekten büyümüştü. Belki de küçük bir adım atmanın vakti gelmişti. Gözlerini kapatıp açmış. Sonra, kalbi küt küt atarak, minik ayaklarını ileri doğru atmış. Zıpzıp onun yanında, neşeyle zıplıyormuş. İşte o an, cesaret dolu yolculuğu başlamış.



