Kayıp Yıldızı Bulan Cesur Kardeşler


Bir varmış, bir yokmuş. Uzak bir ormanın kenarında, küçük bir evde Ela ve Efe adında iki kardeş yaşarmış. Her gece, uyumadan önce pencereden gökyüzüne bakarlarmış. En çok da bahçedeki ceviz ağacının tam üzerinde parlayan bir yıldızı severlermiş. O yıldız o kadar parlaktı ki sanki onlara gülümsüyor gibiydi. Bir akşam, Efe pencereye koştuğunda yıldızı görememiş. “Ela, yıldız yok!” diye bağırmış. Ela da gelip bakmış. Gerçekten de o güzelim yıldız kaybolmuştu.
Kardeşler çok üzülmüş. “Onu bulmalıyız,” demiş Ela. Efe de kabul etmiş. Ertesi sabah erkenden, ellerine küçük bir fener alıp yola koyulmuşlar. Ormanın içine doğru yürümüşler. Yapraklar hışırdamış, kuşlar şarkı söylemiş. Bir süre sonra karşılarına konuşan bir tavşan çıkmış. Tavşan, “Nereye gidiyorsunuz böyle?” diye sormuş. Kardeşler kayıp yıldızı aradıklarını anlatmış. Tavşan, “Belki de yıldız, Gümüş Göl’ün sularına düşmüştür. Orada yüzüyordur,” demiş.
Tavşanın sözüne güvenip göle doğru yürümüşler. Göl kenarına vardıklarında suyun içinde bir ışıltı görmüşler. Ela dikkatlice eğilip suya bakmış. Gölün dibinde, yosunların arasında küçük, altın sarısı bir taş parlıyormuş. “Bu bir yıldız değil ama çok güzel,” demiş Efe. Tam o sırada bir balık suyun yüzüne çıkmış. “O taş, Ay’ın bir damlası,” demiş balık. “Belki yıldızınız gökyüzünde başka bir yere taşınmıştır.”
Kardeşler biraz daha düşünmüş. Ela, “Belki de yıldızımız saklanıyordur,” demiş. Eve dönmeye karar vermişler. Akşam olmuş, gökyüzü kararmış. Tam evlerinin önüne geldiklerinde, başlarını kaldırmışlar. Ve işte oradaymış! Yıldız, ceviz ağacının hemen yanında, biraz daha aşağıda, sessizce parlıyormuş. Meğer rüzgar onu hafifçe itmiş ve kardeşlerin göremeyeceği bir köşeye kaymış. Ela ve Efe çok mutlu olmuş. O gece, yıldızın altında uyuyakalmışlar.



